[ŞairEvlenmesi] Müştak Bey de bizi görecek mi?
Günümüzde de sık sık başvurulan bir taktik olan evlilik üzerine yaşanan karışıklıkları anlatan hikayelerin kaynağı, Türk tiyatrosunun ilk oyunu kabul edilen Şair Evlenmesi’nin televizyonda yayınlanmasının üzerinden 44 yıl geçmiş.
Şair Evlenmesi’nden bahsetmeden önce biraz İbrahim Şinasi’den bahsetmek, onun getirdiği yeniliklere bakmak lazım. Küçük yaşta babasız kalan, ömrünü oğluna adayan bir anne yetiştiriyor Şinasi’yi. Daha küçük yaşta kendisini belli eden en önemli karakter özelliği bilgiye aç olması. Sürekli bir şeyler öğrenme aşkıyla yanıp tutuşan Şinasi ile ilgili okumayı öğrendiği zamandan itibaren eline geçen her kitabı okuyan, yaşının üzerinde bilgi ve kültür sahibi olduğundan bahsedilir.
Hayatının dönüm noktalarından biri olarak görülebilecek olay şimdinin ‘kalem müdürlüğü’ olarak görülen ama o zaman daha geniş kapsamlı olan “Tophane Dairesi Mektubi Kalemi”nde işe başlamış olmasıdır. Çünkü orada çalışan iki yaşlı üyelerden biri olan İbrahim Bey’den doğu ve doğunun kültürünü öğrenir; diğer üye Reşat Bey’den ise batı ve batı kültürünü. Bilgiye meraklı olan Şinasi’nin şansı da yaver gider. Tanzimat ilan edilmiştir, batıya kabiliyetli öğrenciler gönderiliyordur, Şinasi’den onlardan biri olur ve Fransa’ya gider. Orada devlet görevi gibi gördüğü maliye ve ekonomi alanında yoğunlaşırken bir yandan da edebiyat ve dil üzerine çalışmaktan da vazgeçmez. 4 yıl Paris’te kaldıktan sonra dönüp Meclis-i Maarif yani Milli Eğitim Bakanı olur. Zamanın siyasi işleri sonucunda bu görevden alınır, sanki onun için hayırlı olan budur. Gazetelerin bağımsız olması gerektiğini düşünen Şinasi, arkadaşı Agah Efendi ile “Tercüman-ı Ahval”ı kurarlar. Batılı örneklerine benzetmeye çalıştıkları bu gazetede belki de bu benzeme arzusu yüzünden ilk türk tiyatrosu örneği olan “Şair Evlenmesi” yayınlanır.
İlk Türk Tiyatrosu değildir
Fakat tarihte şöyle bir yanlış var. Aslında tam yanlış da değil ama, durum şudur ki; ilk Türk tiyatrosu bu değildir. Yayınlanmış ilk Türk tiyatrosu Şair Evlenmesi’dir. Şinasi’den 15 yıl önce Abdülhak Hamid’in babası Hayrullah Efendi’nin “Hikaye-i İbrahim Gülşeni” adından roman tiyatro arası bir denemesi vardır ama hiç yayınlatmamıştır. Böyle bir eserin varlığı da 1940’larda ortaya çıkmıştır, yani Şinasi’de bilmiyordu.
Her neyse… Oyundan biraz bahsedecek olursak -zaten kısacık bir oyun-; mahallelinin pek haz etmediği fakir şair Müştak Bey’in, sevdiği kız olan geç Kumru Hanım yerine onun yaşlı ablası Sakine Hanım ile evlendirilmeye çalışılması üzerine kurulu. Oyunun sonunda ise Müştak Bey’in arkadaşı Hikmet Bey mahallenin imamı olan Ebullaklakatül’enfi’ye rüşvet verir. Bu sayede Kumru Hanım ile Müştak Bey evlenirler. Mutlu son.
Oyunun dili çok sadedir. Karakterler, hayatın içinden alınmış imam, mahalle bekçisi, esnaf gib insanlardır. Kendi ağızlarıyla konuşurlar. Yanlış kelime telaffuzları yaparlar. Yapaylık veya yadırganacak sözcük yoktur. Rüşveti oyunun içine koymaktan çekinmemiştir ki bu bize ta o zamanda böyle bir gerçeğin olduğunu gösterir ama o başka yazının konusu. Şöyle de bir şey var ki oyunun başında bir yazı karşılar bizi aslında iki perde olarak yazıldığını ama birinci perdenin kaldırılması lazım geldiğini söyler. Rüşvet kaldıysa o zorunluluk neydi? Niye çıkarıldı bu da öğrenemeyeceğimiz bir sır olarak kalıyor. Sonuçta ne olursa olsun bu tek perde tiyatro tarihimizin birinci perdesidir.
Oyun yazıldığı zaman hak ettiği değeri görmez ve unutulur. Türk Dil Kurumu kurucularından İbrahim Necmi Dilmen’in babası, yıllar sonra Selanik’te kitapçıyken “Tercüman-ı Ahval” koleksiyonunda bu esere rastlar ve kitap haline getirtir. O zamanlar İstanbul’da çıkan Çaylak gazetesi ise bu kitaptan şöyle bahseder: “Selanik’te kitapçının biri, uydurduğu bir güldürüye kıymet verdirmek için, onu büyük birinin kaleminden çıkmış gibi göstermek hevesine düşmüş, rahmetli Şinasi’ye mal etmiş…” O kitapçıda “Tercüman-ı Ahval”deki tefrikaların tarih ve numaralarını bildirerek Şinasi’ye ait olduğunu ispatlar. Böylece artık oyun kitap haline gelmiştir. Bu sayede günümüze kaldı da biz de okuyabiliyoruz.
Şinasi ile başladık onunla bitirelim. “Tercüman-ı Ahval”den bilinmeyen bir sebeple 6 sonra ayrılır. Ardından Türk gazeteciğinin öncüsü olarak kabul edilen “Tasvir-i Efkar”ı kurar. Fakat 3 sene sonra bu gazeteyi çok iyi bildiğimiz isimlerden biri olan Namık Kemal’e bırakır ve tekrar Paris’e döner. Kendi Türkçe’ye adamıştır. Atasözlerini derlemeye, sözlük yapmaya başlar. Tekrar İstanbul’a döner Babıali yakınlarında basımevi kurar, orada yaşamaya başlar. 13 Eylül 1871 günü ise ensesindeki ur yüzünden, daha 45 yaşını bile tamamlamadan vefat eder. “Sözlük ne olmuş peki?” diye merak ettiyseniz sadece 14 cildini tamamlayabilmiş, müsveddeleri Türkiye’den kaçırılmış, birkaç yabancı devletin ulusal kitaplıklarında korunuyormuş. İncelenip, düzenlenecekleri günü bekliyormuş.
Bu arada son bir şey daha var meğer o şimdi apartmanların olduğu Gümüşsuyu, eskiden hep yeşillikmiş, mezarlık yeşilliği. Şinasi de orada bir yerde gömülüymüş, kim bilir şimdi hangi apartmanın altında yatıyor.






… [Trackback]…
[...] There you will find 5526 more Infos: grizine.com/2012/02/06/sairevlenmesi-mustak-bey-de-bizi-gorecek-mi/ [...]…