[BakGör] 2-8 Şubat
Çok karlı geçiyor bu hafta, bugün sakinleşse de söylenenlere bakılırsa da Cuma gününe kadar karlı devam edecek. Ama olsun daha güzel işte karda yürümüş olursunuz. Hem belki bu etkinliklerin çıkışında kartopu da oynar, kardan adam da yaparsınız. Çifte eğlence olmuş olur işte.
2 ŞUBAT
[Belgesel] Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir @ Babil Toplum ve Kültür Sanat Çalışmaları ve Belgesel Derneği
Önce Ekümenopolis’in ne demek olduğundan bahsedersek belgeselle ilgili bir tahmin oluşacaktır. Ekümenopolis, 1967 yılında Yunanlı şehir plancısı Constantinos Doxiadis tarafından ortaya atılan, günümüzün kentleşme ve nüfus artış hızları göz önüne alındığında, gelecekte dünyadaki bütün kentleşmiş alanların ve megapollerin kuşaklar halinde birbirleriye birleşeceği ve tek bir şehir oluşturacağı fikrini anlatan bir terimdir. Bu belgeselde de yönetmen İmra Azem bu terimi İstanbul açısından ele alıyor. Kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşündüğümüz bu belgeseli sinemada izleyebilemek için de şöyle bir yardımda bulunmak için bugün son gün.
[Konser] Kolektif Istanbul @ Babylon
Gayda, klarnet, saksafon, tuba ve kaval bir insanı ancak bu kadar eğlendirebilir dedirten bir grup olan Kolektif İstanbul, sahnede kendi eğlenen o sırada seyircileri de eğlendirebilen nadide gruplardan. Hazır yeni albüm de çıkarıyorlarmış. Bir gidip, dinlemek, eğlenmek, dans etmek lazım.
3 ŞUBAT
[Konser] Mor ve Ötesi Akustik @ Ghetto
2007 yılından beri yaptıkları artık klasik hale gelen akustik serisinin 5. ayağı Ghetto’da gerçekleşecek. Bu akustik konseri diğerlerinden ayıran ise onlara sahnede eşlik edecek olan şimdilik kim olduklarını bilmediğimiz müzisyen arkadaşları. Siz de hem eski hem de yeni şarkılarına eşlik etmek isterseniz bu konseri bir kenara not edin.
4 ŞUBAT
[Konser] Bob Marley Birthday Celebration @ BABYLON
Sever misiniz sevmez misiniz bilemem ama müzik tarihinde önemli bir yere sahip olan, özgürlük, sevgili ve hayat ile ilgili sözleri sosyal sitelerde dolaşa dolaşa bir hal olan, “No Woman No Cry” gibi duygusal bir sözünün “ Kadın Yok Ağlamak Yok” haline getirildiğinde bir kere daha öldüğünü düşündüğüm, Bob Marley’in doğum gününü Babylon’da tabii ki reggae eşliğinde kutlayalım.
5 ŞUBAT
[Sinema] Marilyn ile Bir Hafta
Marilyn Monroe’nun bir haftasını bakmak ister miydiniz? Yönetmen Simon Curtis bunu sağlıyor. Filmin konusu kısaca şöyle, 1956 yılının yazında, 23 yaşında genç bir delikanlı olan Colin Clark (Eddie Redmayne), Oxford’da okuduğu bölümü terk ederek, sinema sektörüne girer ve kendisini o sırada çekimlerine başlanan ‘The Prince and the Showgirl adlı filmin setinde, en alt kademedeki asistanlardan biri olarak bulur.
Sir Laurence Olivier (Kenneth Branagh),efsanevi yıldız Marilyn Monroe (Michelle Williams) ve o dönem yeni evlendiği kocası, İngiliz tiyatro oyun yazarı Aurthur Miller’ı (Dougray Scott) merkezine alan film, asistan Colin’in gözünden Monroe’nun İngiltere’de geçen bir haftasını anlatıyor. Miller İngiltere’den bir süre ayrılmak zorunda kaldığında genç asistana da, Hollywood’a dönmeden önce güzel aktristi İngiliz sosyetesi ile tanıştırmak, gezdirmek ve eğlendirmek görevi düşüyor.
Colin Clark’ın günlüklerinden uyarlanan filmde iki genç insan arasında yaşanan karşı konulmaz çekim bir kez daha beyazperdeye taşınıyor. Simon Curtis’in yönetmenliğinde kotarılan yapımda, Marilyn Monroe’yu Aşk ve Küller filminin Cindy’si aynı zamanda Dawson Creek’teki Jen Lindley rolünde hatırlayacağınız Michelle Williams canlandırıyor.
8 ŞUBAT
[Tiyatro] 10 Adımda Unutmak (Anti-Prometheus) @ ENKA Oditoryumu
Şahika Tekand’ın yazıp yönettiği, Studio Oyuncuları’nın kadrosuyla oynanacak oyun Aeskhylos’un “Zincire Vurulmuş Prometheus” adlı ünlü tragedyasının konsepti çerçevesinde gerçekleştirilen PROMETHIADE projesinden sonra, tekrar İstanbul sahnelerinde. “10 Adımda Unutmak (Anti-Prometheus)” bireysel küçük dünyasına sıkışmış, hayata müdahale etme yeteneğini ve büyük umutlarını ve uzun vadeli projelerini, kısa vadeli ve küçük kazanımlara feda etmiş, kendisine sunulan küçük konforlar aracılığıyla çevresine ve çevresindeki insanlara, sorunlara duyarsızlaştırılmış, maruz bırakıldığı bilgi bombardımanı içinde giderek farklı bir anlamda bilgisizleşmiş ve sonuçta cahilleştirilmiş çağdaş insanın tragedyasıdır. Karşı gerçekçi sergileme tekniği, ışığın hakim olduğu bir prodüksiyon ile Anti-Prometheus’u izlemeyi merakla bekliyoruz.














Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!