[BakGör] 18-22 Ocak
Biraz gerilimli bir hafta yaşıyoruz. Duyarlı olmak güzel ama insanın bir yerde şarj olmaya, biriken enerjisini boşaltmaya da ihtiyacı var. İşte o siz bunu nasıl yapıyorsunuz tam bilemiyorum ama bunlar birkaç öneri, biri size göredir diye umuyorum.
18 OCAK
[Tiyatro] Bernarda Alba’nın Evi @ Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü
Aslında gizli hiçbir şey yoktur. Herkes, her şeyi bilir. Ama bilmiyormuş gibi yapar. Her şeyden korkulur: Dışarda olandan, kasabadaki dedikodulardan, erkeklerden, birbirlerinden, Bernarda’dan… Ama harekete geçilmez. Çoğu kişinin Aşk Tesadüfleri Sever filminde adını gördüğü, oysa ki daha önceki oyunları Martı ve Peer Gynt ile başarılara imza atan Oyunbaz’ın bu yeni oyunu da görülmeye değer duruyor. Sezon boyunca oynayacak.
19 OCAK
[Konser] Jane Birkin Sings Serge Gainsbourg “Via Japan” @ Babylon
Muhtemelen 1960’larda genç olanların çok net hatırladığı Jane Birkin Babylon’da. Ben ve benim gibi yaşı o dönemlere göre çok küçük olanlar hele bir de 60’ları sevenler için kaçırılmayacak bir fırsat bu konser.
20 OCAK
[Konser] Hrant Dink’in Dostları Barış İçin Söyleyecek @ Ghetto
Bu hafta davası sonuçlanan ve sonucu bilinçli kimseyi mutlu etmeyen Hrant Dink davasının ardından, dostları geliri Hrant Dink Vakfı’na bağışlanacak bir konser verecekler. Bu dostların bazıları kim derseniz; Aylin Aslım, Şevval Sam, Rojin, Kardeş Türküler, Moğollar daha niceleri. Üstelik sürpriz isimler de olacağı söyleniyor. Hem Hrant’ı anmak hem vakfa yardım etmiş olmak bütün bunları yaparken de iyi müzik dinlemiş olmak için Ghetto’ya gitmeniz yeterli.
21 OCAK
[Konser] Jaga Jazzist @ Tamirane
Norveçli progresif caz topluluğu bir fenomenmiş. Caz, rock ve elektronikayı birleştirdikleri müzikleri, sıra dışı kimlikleri ve farklı stilleriyle dünyada önemli sayıda bir hayran kitlesini peşlerinden sürüklüyorlarmış. Konser epey güzel geçeceğe, kaçırılırsa şayet üzeceğe benziyor.
22 OCAK
[Sinema] Melankoli
Neden bilmiyorum ama Pazar günlerine hep sinema ekliyorum. Sanırım pazar günü yapılabilecek en mantıklı aktivite gözüyle bakıyorum sinemaya. Neyse, filmin konusuna gelirsek şöyle ki; yeni evlenen çift Justin ve Micheal evliliklerini Justine’nin ablası Claire’nın malikanesinde, görkemli bir davet ile kutlarlar. Fakat bu iki kız kardeş yapı itibariyle birbirlerine ters karakterdedirler. Justine depresyona, drama ve melankoliye yakın ve yatkın bir kadınken, Claire kız kardeşine göre daha normal olan taraftır. Justine’nin düğün gününde ise ailede herkesin kendine has arızları bir bir ortaya çıkmaya başlar. Tam da bu kutlama esnasında Melancholia adlı bir gezegen, şimdiye kadar güneşin arkasında saklı kaldığı yörüngeden çıkarak dünyaya doğru gelmektedir. Şimdi herkesin kıyameti kendisine göredir. 2011’de Cannes’de Kirsten Dunst’a en iyi kadın oyuncu ödülünü getiren bu Lars von Trier filmi bu haftanın pazar günü sinema önerisi oldu.










Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!