[2011] Halet-i Ruhiye Külliyatı

2011’in en iyileri listeleri havalarda uçuşurken farklı bir derleme yapmaya çalıştım. Kulaklarımıza nüfuz ettirdikleri tınılara ve müzikal birikimlerine değer verdiğim dostlara, 2011’e ait halet-i ruhiyelerini en sağlıklı anlatan 2011 çıkışlı bir albümü ve bu albümden bir şarkıyı sordum. Biraz da kişisel bir meraktı benimki. Sağolsunlar, kırmadılar.

Hazır böyle müstesna bir ekibi bulmuşken aflarına sığınarak kendimi de listeye dahil ettim. Alabildiğine alternatif, sınırsız sorumsuz bağımsız ve kaliteli kayıtların yer aldığı bir liste oldu. Huzurlarınızda kendilerine teşekkürü borç bilirim.

 

13melek

Albüm: Wye Oak – Civilian
Şarkı: Civilian

Sahiciliğini seviyorum bu şarkının. Bir yandan birçok dostumuz olduğunu zannedip hiçbirine yeterince vakit ayıramadığımızın, sevincimizi tasamızı paylaşmayı beceremediğimizin farkında bir şarkı. Kalabalıklar içinde yalnızken birinin elini tutma özlemiyle yanıp tutuştuğumuzu, kendi boynumuzu öpmemizin ne kadar zor olduğunu yüzümüze vuruyor. Biz de ancak bazı nesnelere sığınıyoruz, onlar üzerinden tatmin ediyoruz yoksunluklarımızı, gönlümüz aynı anda hem cömert hem de cimri olabilirken geçmişe özlem duyup üzülmek galiba hoşumuza gidiyor.

 

Artemis Günebakanlı (Açık Radyo - Manyetik Bant)
Albüm: Waters – Out In The Light
Şarkı: O Holy Break Of Day

Hayatımdaki değişimlerin daha belirgin olmaya başladığı bir yıl oldu 2011. Topyekun iyi ya da kötü diyemem ama çalkantılı olduğunu söyleyebilirim. Waters’ın müziğini duyduğum anda sevdim çünkü içinde sulara özgü o çalkantı ve huzuru barındırıyor. Özgürlük ve umut hissi veriyor. Hayatımda ilk defa dünyanın farklı şehirlerindeki deniz, göl ve okyanuslara uzun uzun bakma fırsatı bulduğum yılda, ruhumun şarkısı Waters’tan O Holy Break Of Day. Dertlerimin gözüme en önemsiz göründüğü anlar olan gün doğumlarına istinaden.

 

Bengi Ünsal (Salon İKSV /  DearHead)
Albüm: Austra – Feel It Break
Şarkı: Darken Her Horse

Bu yaz tatildeyken kendim için müzik dinleyebildim sanki… Geri kalan zamanlarım çok fazla iş ile iç içe geçti. Austra albümünü Londra’da, Berlin’de, Edinburgh’da, Paris’te dinledim. Gittiğim her yerde… Bir de Destroyer dinledim ama o 2011 albumu degil. O yüzden benim bu yılıma en çok damgasını vuran albüm Austra – Feel It Break’dir. Bu albümden Darken Her Horse’u seçtim çünkü açılış parçası ve bence bütün albümü özetliyor. Yavaş basliyor sonra beatler giriyor… Ayinsi havasına bayılıyorum. Benim için 2011 kazanımlarından. I love it!

Barış Akpolat (Hürriyet – Sağır Sultan  / Rock FM – Sağır Sultan )

Albüm: Metronomy – English Riviera
Şarkı: The Bay

Metronomy, ben tam da indie’ye hızlı bir kayış içindeyken karşıma çıktı. Hayatım boyunca dinlediğim rock’ın geneli kendini tekrar düşmüş, pekçoğu sıkıcıydı. Asla rock‘tan vazgeçmeyecek de olsam, indie ve alternatif değişim rüzgarımın bayrağını taşıdı Metronomy. The English Riviera uzun zamandır dinlediğim en eğlenceli ve huzur verici albümlerinden biri oldu. We Broke Free, Everything Goes My Way‘yle hareketlenip, The Look’ ve Loving Arm‘la keyiflendim. Bu yılın en iyi şarkılarından biriyse benim için kesinlikle bu albümün bebeği The Bay. Sonbaharda keşfedip yazı hissettiğim bu albüm benim için 2011′dir.

 

Burutay Yalçın (GriZine  / küçük tansiyon )

Albüm: King Creosote & Jon Hopkins – Diamon Mine
Şarkı: Bats In The Attic

2011 kötü bir yıl oldu. Ekonomik, siyasi ve toplumsal konularda hem lokal hem de global çok fazla sıkıntı yaşadık. Yetmedi, üzerine doğal afetlerle sarsıldı dünya. Kaçacak bir yer, nefes alınacak bir boşluk kalmadı.

King Creosote & Jon Hopkins’in Diamond Mine’ı Mart ayında çıktığında “yılın en iyi albümü” bu dediğimi hatırlıyorum. Ve bugün halen bunun arkasında duruyorum. İskoçya, Fife doğumlu Kenny Anderson bu albüm için <İskoç sahil kasabasında yaşanmış bir hayatın, romantize edilmiş versiyonuna dair soundtrack.>  tanımlamasını yapıyordu. Bu albümün çıkışından bugüne kadar o kadar çok olumsuzluk yaşadık ki, Anderson’ın Bats In The Attic’inde fısıldadığı gibi kendimi bodrum katında başaşağı asılmış şekilde hissettim. Diamond Mine, bu kadar enkazından altından burnumu uzatarak nefes almamı sağladı. Ve Bats In The Attic, bu albümdeki 7 kayıt arasında en fazla umut taşıyanı oldu.

Çetin Cem Yılmaz (Hürriyet Daily News / Rock FM – Çekme Kaset)

Albüm: R.E.M. – Collapse into Now
Şarkı: Überlin

Überlin’i ilk dinleyişimdeki hislerimi çok net olarak hatırlıyorum. Peter Buck’ın akustik gitarı ve R.E.M.’e has nakarat yapısı beni çarpmıştı. Muhtemelen son 15-16 yılda yaptıkları en iyi single’dı ve düpedüz Out of Time’dan fırlamıştı adeta. <Bu en pembe hayallerimden bile daha güzel > demiştim. Evet, hem Out of Time’ın folku vardı bu şarkıda, hem de melodik yapısı R.E.M.’in denemeyi sevdiği zamanları anımsatıyordu. Nasıl derseniz, şarkının verse kısmı köprüye, köprü de nakarata zahmetsizce bağlanıyor, dur-kalk’lardan veya patlamalardan uzakta, adeta dairesel şekilde devinim sağlıyordu. Sırf bu haliyle bile bir yol şarkısıydı Überlin, kendi içinde aynı tempoda yürüyen şarkının bu hisleri uyandırmasında şaşılacak şey yoktu galiba. İstancool için yedi tepeli şehre teşrif ettiğinde, Michael Stipe’a şu soruyu sorma fırsatı bulmuştum: <R.E.M. tarihinde şehirlerden etkilenmiş pek çok şarkı vardır: Überlin, Leaving New York, Texarkana… İstanbul da sizin için böyle ilham verici bir şehir olabilir mi?> Gülümsemiş ve <Evet> demişti, <Hatta dün akşam burada bir şarkı yazdım.> O şarkıyı dinleme fırsatımız olamadan R.E.M.’in vedasını etmiş olması bir hayal kırıklığı. Ama Überlin R.E.M. gibi muhteşem bir hikayenin son büyük cümlesi olarak bunu (ve yokluklarının yarattığı pek çok kırgınlığı) telafi edecek kadar güzel.

Duygu Ateş (Organize Sesler )

Albüm: Robin Guthrie – Emeralds
Şarkı: Wishing

Cocteau Twins dendiğinde aklımda ilk olarak Elizabeth Fraser‘in efsaneleşmiş sesinden çok Robin Guthrie‘nin müziği canlandığı için kendimi suçlu hissettiğim olmuştu. Belki kendi iç sesimin fonunda onu duymak istediğimdendi tüm algıda geçiciliğim, müzikte seçiciliğim. Bencillik denebilir ama, solo albümleriyle artık kendime daha da yakın hissettiğim Guthrie, 2011 yılı dahilinde ruhuma ulaşan albümü yaptı; uyurken, uyanırken, yürürken, O’nun elini tutarken, kumsalda geceleri yıldızların altında güneşlenirken, geceleri kilometrelerce yol giderken ve en önemlisi tüm bunlar olurken dünyayı seyrederken bile bu müzik kulaklarımdaydı. Çünkü bu albüm dünyayı daha iyi dinlenebilir kılıyordu, çünkü 2011 güzel “dilek”lerin yılıydı.

Harun İzer (Radyo Eksen – Alçak Basınç / Açık Radyo – Dünyanın Cazı / İKSV – İstanbul Caz Festivali)

Albüm: Destroyer – Kaputt
Şarkı: Blue Eyes

Benim için herhalde bu albüm Destroyer – Kaputt olur. Oradan da Blue Eyes derim şarkı olarak. Neden dersen… İlk dinledğim de sevdim işte, çok net bir açıklaması haliyle yok. Hafif melankolik, hafif gizemli bir havası var Destroyer’in müziğinin ve beni geçmişe de götürüyor, çocukluğumun müziklerini, Fleetwood Mac‘i veya David Lynch soundtrack’lerini hatırlatıyor bana. Her açıdan da dinlerken bana herşeyi unutturabilen bir müzik, sözlere takılıp gidiyorum.

Hayalsu Altınordu (Music in Colors)
Albüm: Florence + The Machine – Ceremonials
Şarkı: Heartlines

2011 garip bir yıldı. İş hayatı açısından ciddi anlamda kendi ayaklarımın üzerinde durmaya başladığım yıldı. Bunun getirdiği belirli bir stres vardı haliyle. Bu yüzden kafamda güçlü davul vuruşlarının sesini duyuyordum. Bir yandan yakın çevremin fazlasıyla sağlık problemi çektiği bir yıldı. Bu yüzden ister istemez bu yılın getirdiği bir drama da oldu. Bir yanım ise hayatın bu hızlı gidişatına “dur!” deyip istediklerimi yapmak için zaman ayırmam gerektiğini, iç sesimi dinlemem gerektiğini söylüyordu bir sürü konuda. O sesi dinleyip çok güzel anılar edindim ve çok da eğlendim. Sonuç olarak geriye bakıp tüm bunları düşününce bu seneki ruh halimi en iyi açıklayan albümün Florence + The Machine‘in Ceremonials‘ı olduğu kararına vardım. Çoğu eleştiriye rağmen ve hala albümdeki tüm şarkıları bir çırpıda dinleyemesem bile bu sene hayatımın ritmi fazlasıyla yüksek olduğu için Ceremonials bu seneki ruh halimi anlatmak için cuk oturdu. Heartlines parçası ise aklımdan geçenlerin tercümanı oldu: Just keep following the heartlines on your head.

Işıl Kılkış (Pozitif / radyobabylon)
Albüm: The Weeknd – House of Balloons
Şarkı: What You Need

2011 senesinde belki de en farklı çıkışlardan birini yapan Kanadalı The Weeknd ya da gerçek ismiyle Abel Tesfaye henüz 21 yaşında bir müzisyen. Müziğinde de o yaşların o asla dizginlenemez tutkusunu hissetmek mümkün. What You Need parçası da yavaş ama hızlı, içinde her türlü acıyı ve zevki barındıran bir parça, tarif etmesi zor. Hem bir hip hop parçası hem değil. Hedonizmin günahını içinde taşıyan bir parça. Bu da herzaman benim için baştan çıkarıcı.

Misak Tunçboyacı (Dinamo – Deuss Ex Machina)

Albüm: Oneohtrix Point Never – Replica
Şarkı: P
ower of Persuasion 

Zaman mevhumu bir ilerleme sembolü müdür? Yoksa çakılı kaldığımız handiyse nefessiz kalışlarımızı bu satıhda enikonu resmileştiren bir çetele tutucusu mu? Bir yanımız ileriye hamle ederken erk, muktedir, hükmedenin nezdinde nasıl da geri bayağı bildiğiniz şekliyle gerisin geriye doğru ilerlediğimizin dikkat çekici yansıması işte bu koskoca üçyüzaltmışbeş gün ve altı saatlik zaman diliminin ardına iliştirilebilecek özet kabilinden yegane şey olarak değerlendirilebilir. Belleksizliğin en uç noktalarına alenen ulaştırmak adına elden gelenin yarına hiç bırakılmadığı güncelliğin içerisinde olumsuzluğun, bunca fena tesadüfün üzerine sığınabildiğimiz tek kaynak sesler olmaktadır. Tek yardımcımız sadece müzik. Sindirilip unutuşlara terk edilmiş ses yüzeylerini yeniden işleyerek, kâh drone, kâh egzantrik space pop disiplinleri arasında seyyahlık eyleyen daniel lopatin’in oneohtrix point never mahlasıyla 2011 mahsülü replica kaydı bütün bu meramın bir bağlacını oluşturacak kayıt olarak dinleyenlere tavsiyemiz olacaktır. Muhteviyat keskinliğinin, suya sabuna dokunulmayan ne varsa onun yüceltildiği bir güncellikte oneohtrix point never’in ses erimi anın kesişimlerini gözler önüne daha rahat serebilmemize imkan sunan öğeler ihtiva ediyor. Replica kaydını en anlamlı kurgularından birisi ise Power of Persuasion. Minimalist deneysellik üzerinden yükselen döngünün, kesintili saikler içerisinde karşılaştığı değişim ve dönüşümler bugün cereyan etmekte olan düşünselliğin köküne kibrit suyu dökme gayretini ve bizleri bekleyeduran geleceğe dair net bir çıkarsamayı beraberinde getiriyor. İyisi mi yoksa tersi mi her şey ikna kabiliyetini ve meramını en net anlatabilenin biçimlendirmelerine bakacak… Hazırlıklıyız şimdi ve burada…

Okan Aydın (Pozitif / radyobabylon /Fasitdaire)
Albüm: Zomby – Dedication
Şarkı: Mozaik

Uzunca zamandır takip etmeye çalıştığım işler için bana yol arkadaşlığı yapan The Wire dergisinin Ağustos ayında kapağına taşıdığı Zomby, 4AD etiketiyle çıkardığı ilk albüm olan Dedication ile uzunca bir süre müzik çalarımdaki öncelikli yerini korudu. Gün oldu keyifli bir anımda hipnotik melodilerinin içinde dans edip durdum. Gün oldu loş ışıklar altında kasvet bürümüş odamda yalnız anlarıma eşlik etti bu albüm. Bazen baktım içim içime sığmıyor diyerek müziğin sesini açmışım da açmışım. Bazen okuduğum bir kitaba, bazen tokuşturduğum bir kadeh içkiye arka plan olmuş bu albüm sıklıkla. Sanırım Zomby’nin gizli karakteri paralel bir kurguda bu albümdeki müziklerde de devam ediyor. Bağımlılık yapan bir ilaç gibi; her dinlemede farklı lezzetler; farklı dokular. Basit göründüğü oranda derin ve kompleks bir yapı. İçine girmesi vakit alabilecek bu dinletinin en değerli parçası da “Mozaik” oldu benim için. Kuvvetli olduğu kadar iç burkan bir yanı da olan melodik yapısıyla o anki halet-i ruhiyem neyse bana hep o yüzünü gösterdi bu parça.

Zekeriya S. Şen (Açık Radyo – Dünyayı Dinliyorum /Tıkabasa Müzik)

Albüm: John Maus – We Must Become The Pitiless Censors Of Ourselves
Şarkı: Quantum Leap

2007′deki Love Is Real den sonra John Maus benim için bir kült figür oldu. Söz konusu albümü günümüz dünyasında var olan ezici komünikasyon atmosferinde bireylerin acınacak durumlarını ele alıyor. İçerdiği ham elektronik-synth ritimler ve kendi mutfağında harmanlan ahenkler ile hem edebi hem de müziksel olarak beni bu yıl en çok etkileyen albüm. Akademik bir geçmişe sahip olan bu entelektüel kişilik bir araya işlediği notalar ile dinleyenleri sadede getiriyor. Açıkçası beni çarptı ve her dinleyişimde hala çarpıyor. Adeta bu tür müziğe inanmayanları sofu yapıyor.

Zülal Kalkandelen (Cumhuriyet / ZülalMüzik)

Albüm: Deaf Center- Owl Splinters
Şarkı: The Day I Would Never Have

2011 yılı En İyi Albümler listemin 1 numarası, aynı zamanda bu yılki ruh halimi en iyi yansıtan albüm. 2011’de yaşadığımız topraklarda beni çok derinden yaralayan olaylar oldu. Çok insan, çok hayvan zulüm gördü. Öyle zamanlar oldu ki, gözümü kapatıp başka bir dünyaya, insanın olmadığı bir gezegene ışınlanmak istedim. O anlarda bu duygumu paylaşabileceğim yakın bir dosttu Owl Splinters. 10 dakika 42 saniyelik The Day I Would Never Have yaşamamış olmayı düşlediğim günleri öylesine iyi betimliyordu ki, adeta bir dönemin belgeselini müzikle çekiyordu. Karanlığın yoğunluğunu vokalsiz aktarma yetisi, çok etkiledi beni; tam anlamıyla duvara çarptı.

Başlık Görseli / Fotoğraf: Burcu Avcı

written by

Burutay Yalçın, 1982’nin Eylül’ünde İstanbul’da doğdu. 2005 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünü bitirmeden hemen önce bu mesleğin kendisine göre olmadığını farketti. Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf Kulübü’nde büyüdü, serpildi, yöneticilik yaptı. Ancak diğer taraftan okumaya doymadığından Bahçeşehir Üniversitesi’nde Mühendislik Yönetimi yüksek lisans eğitimi aldı. Üniversite hayatı boyunca neredeyse tüm Türkiye’yi gezdi. Parası olunca dünyayı da gezeceğine dair büyük sözler verdi kendisine. Henüz sadece Avrupa’da 9 ülke, 30’dan fazla şehir gezdi. Müziği endüstrileştiren gruplar yerine küçük ölçekli, alternatif, bağımsız projeleri ve plak şirketlerini takip etti. İskandinav topraklarını ve müziğini çok sevdi. İzlanda’yı biraz daha fazla sevdi. Valdís Óskarsdóttir’in Country Wedding filmine özendiğinden, beyaz gecelerde rakı masası kurmak ise en büyük hayallerinden biri.
Related Posts

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>