[Wild Beasts] Paris – Amsterdam – İstanbul hattında
29 Kasım akşamı, Kendal çıkışlı dörtlü Wild Beasts şehre ikinci kez teşrif etti. Konsere ilişkin röportajlar ve ruhsal/müzikal incelemeler yapıldı, yapılıyor, yapılacaktır. Öyle ki, Caner Eler Newcastle United’dan Gary Speed’e kadar fikir teatisinde bulunmuş. O sebeple benim pek söyleyecek lafım yok.
Ekip, müzikal olarak bu üç konserinde de başlangıçtan kapanışa kadar Smother’ın lirik ve atmosferik derinliğini sonuna kadar kullandı. Adet belirtemeyeceğim ama setlistin yüzde altmış gibi bir oranını Smother kapladı her üç konserde de. Hayden Thorpe’un sahnede, ileri geri salınımı dışında ilgi çekici bir aktivitesi olmasa da kendisinin falçeto vokalleri ve romantik karizması Wild Beasts konserini her daim canlı dinlenebilir kılıyor, kılacaktır da. Tom Fleming ve Hayden Thorpe’un mikrofonlarının ve yönettikleri iki büyük klavyenin karşılıklı konumunu, Tom’un gitarında ve vokalinde taşıdığı bas sesi ile Hayden’ın falçetosunun gelgitleri tamamlıyor.
Hayden ve Tom’un birbirine zıt ama entegre vokalleri sahnedeki duruşlarına da yansıyor. Hayden sonbahar insanıyken, Tom Fleming yaz mevsimini yaşıyor. Fleming’in t-shirt üzeri beresine Hayden her seferinde ceket üstü briyantin saçlarıyla yanıt veriyor. Fleming klavye başındayken bas gitarını havalı bir şekilde sırtına atarken Hayden usulca ayaklık üzerine koyuyor gitarını. All The King’s Men’de Tom <watch me> çığlıkları atarken Hayden her daim ağırbaşlılığını koruyor. Tom ekibin haylaz çapkını gibi dururken Hayden iflah olmaz bir romantik edasıyla sahnede yer alıyor. Kendisi, Smother’dan sonra gruba olan ilginin ve hayranlığın hacmindeki artışın farkında ki her seferinde sahneden inerken ellerini çenesinin hemen altında bir araya getirerek şükranlarını sunuyor.
Paris, La Grande Halle De La Villette yaklaşık 10.000 kişilik kapalı bir salondu. Dolayısıyla buradaki kalabalık ve motivasyon daha yüksekti. Washed Out ve Aphex Twin arasında sahne almaları da coşkuyu farklı boyutlara taşıdı. Ancak Melkweg’in Oude Zaal salonu, Babylon’un neredeyse birebir
kopyası. Hem şekil şemal hem de kapasite olarak. Paris’te olduğu gibi Melkweg’de de sold out bir konser verdiler.
Farklı olan konu şu ki, maalesef bizler ecnebiler kadar saygı gösteremiyoruz sahnedekilere. Oralarda müzisyene bere atma, suratına flaş patlatma, sahneyi vestiyer veya içki masası niyetine kullanma gibi alışkanlıklar yok. Tamam çok coşkuluyuz, çok sıcak kanlıyız ve bunları bir noktada şark kültürüne bağlayabiliriz ama sahnedeki insanlara da sormak lazım bunları haklı çıkarmak için.
Müzikal olarak geriden geliyoruz, sürpriz birşey değil. Şu çok açık bir durum ki şarkıya eşlik edebilmek o albümün dinlenme frekansıyla ilgili. Ve şu da çok açık ki Avrupa’nın 8-25 yaş arasındaki gençlerinin maruz kaldığı müzik ile bizim hayatımızı işgal eden müzik arasında büyük farklar fark var. Bu sebepten ötürü bir eleştiri konusu olamaz ama yine de Bed of Nails ile açılış yapıldıktan 4 şarkı sonra arkadaki bir dinleyiciden < Aha, Bed For Nails çalacaklar >demesi ya da şarkı sözlerini farklı yorumlaması tebessüm etmeye engel değil.
Babylon’daki kalabalık gerçekten coşkulu ve sahnedekiler için doyurucu bir kalabalıktı. Hayden Thorpe’un < Son 6 ayda gördüğüm en sıcak ortam. > yorumunu aşağı yukarı her sanatçının yaptığı < This is a beatiful city > yorumu gibi pek samimi bulmasam da seyircinin bu yorumu hakettiği aşikar. Konserin benim için en büyük mutluluğu ise finali oldu. Hayden Thorpe, 10 dakikaya yakın süren End Come To Soon ile kapanışı yaparken son kez klavyeye okunduktan sonra sıcak bir tebessüm atarak Smother plağımı imzaladı.
Wild Beasts’in İstanbul’a tekrar geleceği uzun zamandır konuşuluyordu ve bu grubu ağırlayan mekanın son çeyreği 1-0 önde kapatacağını düşünüyordum. Babylon ve pozitif ekibine bu vesileyle teşekkürlerimizi iletmiş olalım. Erken saat uygulaması, sessizlik politikası gibi kapalı mekanda müzik dinleme kültürünü geliştiren aksiyonlarından ötürü de ayrıca teşekkürler.
Meraklısına not 1: Wild Beasts Avrupa turnesini Dutch Uncles ile birlikte gerçekleştirdi. Manchester menşeili gruba da kulak kabartmanızı tavsiye ederim.
Meraklısına not 2: Zülal Kalkandelen’in Wild Beasts röportajı tavsiye olunur.
Buyrun aşağıda da Paris Pitchfork Festival ‘da sahne alan Wild Beasts…












Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!