[Dulce Pinzon] New York’un gerçek süper kahramanları
Göz ardı edilen kahramanlar objektiflere takıldı ve herkes yeni kahramanların cesaretini ve fedakarlıklarını konuşuyor. New York’taki Meksikalılar, bizim Almanya’ya giden işçilerimizin yaşadığına benzer bir tecrübe ve sıkıntı yaşıyorlar. Dulce Pinzon da bunu gözler önüne seriyor.
Dulce Pinzon, New York’ta Meksikalı bir sanatçı. ‘The Real Stories of Super Heroes’ isimli fotoğraf projesiyle hem Amerika’da hem de uluslararası alanda çokça ilgi gördü. Bu projeyle, Pinzon, New York’taki iş hayatında ve ekonomide Hispanik kökenlilerin önemini gösteriyor.
9/11’den sonra, ‘kahramanlık’ kavramı toplum bilinci içerisinde kendisine daha çok yer bulmaya başladı. Bu kavram, içinde bulunduğumuz ulusal ve global kriz döneminde tehlike karşısında sıradışı bir cesaret ve azim gösteren, kimi zaman başkalarının hayatını kurtarmak için kendilerininkini feda etmek pahasına, kişileri belirtmek için kullanılıyor.
Gazeteciliğin girdabından kurtuluşumuz olmadığı günümüzde birinci sayfa haberlerini felaketler ve acil durumlar tekeline almış bulunuyor. Böyleyken hayatının ve enerjisinin büyük bir kısmını başkalarının iyiliği için feda eden insanları göz ardı etmek mümkün. Göçmen Meksikalı işçiler bu göz ardı edilen kahramanlar için verilebilecek en güzel örneklerden biri. Sıradan bir Meksikalı işçi çok düşük ücretler için inanılmaz uzun saatler çalışıyor ve her hafta biriktirdiklerini geçinebilmek için ülkesinde bu parayı bekleyen ailesine gönderiyor.’ diyerek açıklıyor Dulce, projesinin amacını anlattığı tanıtım yazısında.
Zamanını aynı o kahramanlar gibi dolu dolu geçiren Dulce Pinzon’u New York’ta Meksika’ya gideceği uçağına yetişmeye çalışırken yakaladık. Kendisine takside hava alanına kadar eşlik ettik. Böylece, bu röportaj için elimizden geleni yaparak, Arena olarak biz de ‘kahramanlığımızı’ yapmış olduk.
Amerika’ya nasıl geldin?
Küçüklüğümden beri ailemle beraber Amerika’ya gelip gidiyorduk zaten. Üniversitedeyken bir değişim programına katılmaya karar verdim, aslında gönlümde Londra vardı ama onun yerine Pennsylvania’ya gitmek nasip oldu. Pennsylvania’da okurken bir gün New York’a geldim ve büyülendim. Bu şehre taşınmayı kafama koydum ve sonraki sene New York’a yerleştim. Neredeyse bundan 13 yıl önce.
Sonra da International Center of Photography’de okudun değil mi?
Tam olarak değil. Orada okumak amaçlarımdan birisiydi ama çok pahalı olduğundan tam olarak mümkün olmadı. Vizem dolayısıyla çalışma iznim haftada belli bir saat ile sınırlıydı ve oradan kazandığım parayla masrafları karşılamam imkansızdı. Ben de ICP’ye Öğretim Asistanı olarak girdim ve aynı zamanda part-time öğrenci olarak derslere katıldım. Ama oradan bir derece almadım.
Sonra da etnik çeşitliliğe yönelik fotoğraf çalışmaları yapmaya başladın. Seni bu kimlik sorununa ve etnik yabancılığa yönelmeye iten olaylar neydi?
Bu ülkeye başka bir yerden gelen herkes kendisi, geldiği ülke ve kültürü hakkında daha fazla düşünmeye başlar. Benim bu ülke ile hep bir sevgi ve nefret ilişkim vardı ve buraya geldiğimde daha 21 yaşındaydım. Onlardan önce kendi içimde çözümlemem gereken birçok şey vardı. Bu yüzden, henüz böylesi bir konsept ortaya atmaya hazır değildim ama yine de her zaman daha belgesel nitelikteki fotoğraflar çekmeyi seviyordum. İlk projelerim daha çok bu konsept için bir hazırlık, bir pişme dönemiymiş. Şimdi geriye baktığımda bunu daha iyi anlıyorum. Önce Güney Amerika’daki kolonileşme ile ilgili bir çalışma yaptım. Sonra Meksika ikonografisiyle ilgili bir proje yaptım. Ama bunların hepsi bir nevi deneme yanılma aşamasıydı. Sonra bir gün çocuk parkında ufak bir çocuk gördüm. Çocuk Hispanik’e benziyordu ama annesi Japon’du. Gidip annesine babasının hangi etnik kökenden olduğunu sorduğumda babasının Hintli olduğunu öğrendim. Sonra aklımda bir sorular silsilesi patlak verdi: Çocuk neden böyle görünüyor? Irk konsepti nasıl işliyor? Etnisite ve ekonominin ilişkisi nedir? Irk nedir? Kimlik nedir? Village Voice’a ilan verdim ve stüdyomda değişik etnik kökenlerden insanların 3 temel renkte gömleklerle fotoğraflarını çektim. Sonra o ‘Multiracialism’ olarak projeleşti.
Peki, bu süper kahramanlar projesi nasıl ortaya çıktı?
“Multiracialism” projesinden sonra bir süre Birleşmiş Milletler bünyesinde Latin Amerika’da yayın yapacak radyo kanalı için çalıştım. Bir süre sonra BM’nin benim için bir yer olmadığına karar verdim. Oradaki bürokrasi ve formaliteler ruhumu daralttı. BM’de 6 ay kadar zaman geçirmeme rağmen bana sanki bir ömür gibi geldi. Ben oraya insanlar için gerçekten bir şey yapmak amacıyla gitmiştim ama bürokrasiden bir şey yapmaya fırsatları kalmadığını gördüm. Ben de Latinolar için faaliyet gösteren bir Sivil Toplum Kurumu’nunda çalışmaya başladım. Bu zamanlarda medyanın Latinoların ekonomiye yaptığı büyük katkıdan hemen hiç söz etmediğini fark ettim. Kasım 2001’de Meksika’ya ailemi ziyarete gittiğimde bir dükkanda Spiderman kostümü gördüm ve gözümün önünde bir şeyler canlandı. Zaman içerisinde de bu proje meydana geldi.
Süper kahramanları nasıl buldun? Özel yetenek testi yaptınız mı?
Hayır, tabii ki. 2004’te projeye başladım. Serideki 20 fotoğrafın modellerinin çoğu çalıştığım STK’dan bildiğim kişilerdi zaten. Superman bizim sokaktaki büfede çalışıyor ve eve geç geldiğim bazı zamanlar siparişlerimi getiriyor. Arada sırada vaktim olduğunda bana hayatından anılar anlatırdı ve ben de nasıl bu küçük adam bu kadar güçlü ve zorluklara karşı dayanıklı olabilir diye düşünürdüm. Wonderwoman ile arkadaşız artık ve sık sık görüşüyoruz. Bazen bana yardımcı oluyor, seyahate çıktığımda kedime bakıyor. Artık teyzem gibi bir şey oldu.
Projeye ne gibi tepkiler geldi?
Bu proje ortaya çıktığında daha 9/11’in yaraları çok yeniydi ama insanlar bununla 9/11 arasında çok ortak nokta göremediler herhalde. Ama projeye asıl ilgi 2006’da Latinoların yaptığı eylemler ve yürüyüşler başladığında başladı. Hatta bazen BM önünde eylem yapacak olan insanlar fotoğraflarımı pankartlara basmak için benden izin istiyorlardı. İzin vermedim tabii. Proje şu an için de çok önemli özellikle bu seçim döneminde ve Obama’nın etnisite ile ilgili konuşmasından sonra. Birçok insan benim bu projemde herşeyin bir arada olabilme özelliğini görüyorlar ve bu ona biraz daha önem kazandırıyor. İçinde hem olumlu hem de olumsuz öğeler barındırıyor. Örneğin, bu insanların Meksika’ya haftada ne kadar para gönderdikleri fotoğrafların altında yazıyor. Projenin en tartışma yaratan özelliklerinden biri bu, çünkü ülkenin ekonomisindeki en büyük dayanaklarından birisi burada çalışan insanların oraya gönderdikleri para, hem aileler hem de ülke için. Bu bilgiyi projeye biraz daha politik bir önem katmak için ekledim ve çizgi romanlardan da bildiğimiz gibi her süper kahramanın bir alteregosu vardır. Bu da projedeki kahramanların alteregosuna dikkat çekiyor.
Bir Hispanik için Amerika’da yaşamak nasıl bir duygu?
Ben sadece kendi adıma konuşabilirim, diğerlerini bilemem. Burası benim evim gibi, çünkü burada yaşamayı seçtim. Her ne kadar Amerikan vatandaşı olmayı seçtiysem, yine de hep bir Meksikalı olarak kalacağım. O yüzden sürekli iki ülke arasında gidip geliyorum. Bir daha geri dönmemek diye bir durum yok. Burada uzun zaman geçirirsem Meksika’yı özlüyorum ve oraya gitme ihtiyacı duyuyorum. Uzun süre orada kalırsam da bu sefer buraya geri dönmek istiyorum. Bu çok komik bir durum, çünkü sürekli bir nostalji duygusu yaşıyorum.
Bir Hispanik olarak burada olmak ile bir sanatçı olarak burada olmak arasında ne gibi farklar var?
Bu soruyu üçleyebiliriz de: Bir Hispanik olarak, bir sanatçı olarak ve bir Hispanik sanatçı olarak. Bir Hispanik olarak kendimi çok ayrıcalıklı hissediyorum, çünkü azınlık olmak ve kadın olmak beraberinde bana bir söz hakkı getiriyor. Hiç kendimi ayrımcılığa maruz kalmış gibi hissetmedim, farklı hissettim ama ayrımcılık değil. Bazen yabancılık çektim ama şu an derimin altında çok rahatım.
Bir sanatçı olarak ise bir süre çok zor oldu. 3-4 sene önce, bundan sonra bağımsız bir sanatçı olacağım ve kimse için çalışmayacağım, diye bir karar verdim. Bu kararımdan çok memnunum, özgürüm ve kendi fikirlerim doğrultusunda hareket edebiliyorum. Yine de zor bağımsız olmak. Hispanik bir sanatçı olarak ise bir söz hakkımın olması işimi kolaylaştırıyor, çünkü böylelikle söyleyebilecek bir şeyim oluyor.
Bu projenin mevcut duruma gerekli ilgiyi çektiğini düşünüyor musun?
Bilmiyorum, bunlar ölçebileceğiniz şeyler değil. Umarım çekmiştir. Medyadan büyük ilgi gördü, birçok yere konuşma yapmaya davet edildim. Bunlar dışında birçok eposta aldım. Mesela, Kansas’tan aslen Ekvatorlu 13 yaşında bir kızdan kendisine ve kimliğine daha farklı bir gözle bakabilmesini sağladığım için teşekkür eden bir eposta aldım. Çok olumlu yorumlar geliyor ve bazen egoma yenik düşüp adımı Google’da arattığımda forumlarda yazılanları falan okuyorum da çok olumlu yorumlar var. Çin’de, İtalya’da, Almanya’da dergiler projemi bastılar. Onun dışında Dubai’den bir teklif aldım yakında bir şov için oraya gideceğim. Bu çok muhteşem, gitmeyi dört gözle bekliyorum.
Gelecek zaman içerisinde neler yapmayı düşünüyorsun?
Dediğim gibi önce Dubai var. Fotoğraf dışında birkaç şey daha yapıyorum. Bir kolektif bünyesinde DJ’lik yapıyorum, partiler düzenliyoruz ve müzik yapıyoruz. Meksika’da, Chicago’da partiler düzenledik. Şu an zaten bir sanat festivalinde düzenleyeceğimiz açılış partisi için Meksika’ya gidiyorum.
Başka fotoğraf projeleri olacak mı?
Evet, tabii. Şu an ‘Superheroes’u yapan kadın’ olarak biliniyorum ve bu çok rahatsız edici. Bunun bu şekilde kalmasını istemiyorum. Birkaç proje var aklımda ama şu an bir programa dahil oldum. Manhattan’da bir stüdyoya katıldım ve orada bir araya gelip herkes kendi projesini ortaya çıkarıyor. Ben de bu stüdyo bünyesinde bir makyaj sanatçısı ile beraber çeşitli ışıklandırmalar altında arkadaşlarımın portrelerini çekiyorum. Bu daha çok Hispanik genç neslin mevcut kültür içerisindeki yerini gösteren fotoğraf serisi olacak. İşte birkaçı burada, hemen göstereyim istersen. Bu benim hayatımın da bir parçası, ayrıca bu insanlar artık bu kültürün de bir parçası. Bu insanlar VJ’lik yapıyor, yazı yazıyor, fotoğraf çekiyor, kısaca New York kültürünü etkiliyorlar. Bu insanlar bu kültürün ayrılmaz bir parçası artık.
Süper kahramanlar arasında en çok hangisini seviyorsun? Hem çizgi roman hem de kendi projen içerisinden…
Çizgi roman olarak bilemiyorum, belki Wonder Woman, kadın olduğu için. Proje içerisinde ise Spiderman’i seçerim herhalde çünkü içlerinde en zoru oydu. Beni hem fiziksel olarak hem de finansal olarak en zorlayan fotoğraf o oldu. O fotoğrafı çekebilmek için vinç kiralamam gerekti ve bunun için parayı bulmak biraz zamanımı aldı. Onun dışında bu fotoğraf beni korkutuyordu, yapabileceğimden emin değildim. Fiziksel olarak da 180 feet yükseklikte vincin ucundan sarkarak fotoğrafı çekmek hem çok ürkütücü hem de çok zordu. Ve bunu başardığımda, eğer bunu yapabiliyorsam herşeyi yapabilirim diye düşündüm.
Türkiye hakkında neler biliyorsun?
Oradaki erkeklerin çok yakışıklı olduğunu biliyorum. Hep arkadaşlarıma ‘İstanbul’a gitmek istiyorum çünkü dünyadaki en yakışıklı erkekler orada’, diyorum. Işığın muhteşem olduğunu biliyorum, çünkü coğrafi olarak güneş ışınlarını fotoğraf için çok uygun alan bir bölgedesiniz. Gün batımınız şahane oluyormuş. Yemeklerinizin çok güzel olduğunu biliyorum. Burada Manhattan’da sık sık gidip lahmacun yediğim bir restoran var. Lahmacunu çok seviyorum.
Ama politik olarak ne bildiğimi soracak olursan pek bir şey bilmiyorum. Coğrafi konumunuzun Doğu ile Batı arasında çok garip bir yerde sıkıştığını biliyorum, Avrupa Birliği’ne girmek istediğinizi biliyorum. Ülkenize gitmenin çok ucuz olduğunu biliyorum ve sanırım bu kadar.
Neredeyse benim kadar biliyorsun.
Hahaha, ama sen orada yaşıyorsun benden daha fazla bilmen gerek. Sence hava alanına zamanında yetişebilecek miyim?
Hava alanına geldikten ve vedalaştıktan sonra, Dulce uçağına yetişmek için koşa koşa uzaklaşırken, ben de görevini tamamlamış bir süper kahraman olarak alteregoma geri dönüp metronun yolunu tuttum.
Merak edenler için hemen söyleyeyim, Dulce uçağına yetişmiş. Mutlu son.
- Dulce Pinzón















Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!