[Alpha-ville Festival] Herkesin yolu bir gün bu festivale düşsün

Dünyanın tamamen dijital bir yöne doğru gittiği biliyoruz. Kültür dijitalleşiyor, sanat dijitalleşiyor, akıllı telefonlar sayesinde hızlı ve anlık bildirimler yapılabiliyor. Dijital bir devrimden bahsediliyor. Bu dijital devrim, yeni bir kültürü, yepyeni bir yaşam tarzını ve yeni iş modellerini yaratıyor. Dijital artık bir yenilik değil, yaşamın bir parçası. Alpha-ville bu yıl dijitalin olanaklarını, insan davranışları ile etkileşim sağlayarak toplumun yeniden kendini tanımlamasını vurgulayan bir festival düzenledi. Bu festival gerçeklik ile sanal arasındaki geçişleri bulanıklaştırıyor.

Londra’ya doğru:

İngiltere’ye gelmeden hemen önce, Avrupa festivallerini araştırırken, ‘Mubi’ sayesinde keşfettiğim “Alpha-ville Post-Dijital Kültür Festivali”ne katılabileceğimden pek emin değildim. Kısa bir süreliğine yaşayacağım Leeds’e gelir gelmez bir “Londra Turu” gerçekleştirme hayalim, sonsuza dek bir hayal olarak kalabilirdi. Ancak, Leeds’te geçirdiğim 10 gün sonunda ev bulma, yerleşme, uyuduğum yatağı benimseme, süpermarkette gezerken tanıdık görebilecek kadar çevre yapma gibi hayati önem taşıyan(!) “alışma süreci”ni atlatınca, bana kendimi oyalayabileceğim yeni meşgaleler bulmak kaldı.

Hal böyle olunca, aklımın büyük bir köşesinde yer etmiş Alpha-ville Festivali’ne katılabilmek için gerekli ayarlamaları yapmaya koyuldum. Henüz Leeds’te ev bulamamışken, festivale katılma ihtimalime karşılık, festival süresince Londra’da kalacağım evi ayarlamıştım. Bu ironik ve ‘erken’ başarımın dışında, artık Leeds’ten Londra’ya geleceğim aracı seçmem gerekiyordu. Yeni keşiflerim arasından, trenden daha hesaplı olduğunu fark ettiğim “MegaBus” otobüs firmasını tercih ederek, trenle 2 saatte gidilecek yolu, otobüsle 5 saatte gitmeyi tercih ettim. Bu tercihin biraz yorucu olduğunu inkar etmemekle beraber, etrafa baka baka, İngiltere’nin kuzeyinden güneyine doğru, yavaş yavaş gitmek ve İngiltere’yi keşfetmek de keyifliydi diyebilirim.

Londra’ya vardığımda, şehir olarak ‘Londra’ beni hiç ilgilendirmiyordu sanırım, çünkü;  tek hedefim, bir an önce festival mekanına ulaşmak ve açılış gecesini kaçırmamaktı. Böylece, yolunda yürüdüğüm ‘Oxford’un ‘Oxford’ olduğunu bilmeden -çok da irdelemeden- hedefime koşarak, açılışa yetiştim.

“Alpha-ville” Açılış Gecesi:

Londra’da veya İngiltere’de yaşayan, ya da dijital/post-dijital kültür ile çok yakından ilgilenen arkadaşlarıma festival hakkında sorular sorduğumda hiçbir cevap alamamamı göz önünde bulundurursak, Londra’nın Schoreditch semtinde, “Rich Mix London” adlı mekanda gerçekleşen açılış konserindeki yoğunluğun beni biraz şaşırttığını söyleyebilirim. Bu yüzden hemen bu beklenmedik insan kuyruğunun, (bizim) İstanbul’daki gibi ‘davetli’ kuyruğu olduğunu düşündüm ama içeriye girdiğimde hiç de öyle olmadığını gördüm. Yaş ortalamasının 20-35 olduğunu varsayabileceğim izleyici kitlesi sıraya girmiş, biletini alıyordu.

Kuyruğu aşıp konserin olduğu kata çıkabildiğimde, kocaman bir stüdyo-konser alanı ve yerde oturan birçok insanla karşılaştım. Açıkçası neyle karşılaşacağımı pek düşünmemekle beraber, yerde oturacağımızı da düşünmemiştim. Bu samimi rahatlık inanılmaz hoşuma gitti, hemen kendime bir yer belleyip oturdum. (Bir bardak biramı çoktan almıştım tabi.)

Yerleştikten hemen sonra, tam vaktinde, konser başladı. (Bu arada, burada her şey “tam vaktinde” başlayıp bitiyor.) Sahnede, masa başında oturan dört genç ve hemen yanlarında büyük bir perde vardı. Ve “Old Apparatus” şovuna başladı!

Old Apparatus

Ne yalan söyleyeyim daha evvel hiç Doğu Londra grubu olan Old Apparatus’u duymamıştım, dinlememiştim. Ancak “görsel-işitsel performans”larına başlar başlamaz tam bana göre olduklarını anlayıp huzurla dinlemeye/izlemeye başladım. Perdedeki görsel şölene kitlenmekten, perdenin hemen kıyısında oturan dört şahsı –arada- unutsam da, onların sakin şekilde bilgisayarlarının başında oturduklarını fark ettikçe, ‘böyle’ sakinlikten ‘böyle’ seslerin nasıl çıktığını anlamlandırmaya çalışırken buldum birkaç kere kendimi. Şaşırtıcı bir şekilde, salon içerisinde görsel-işitsel bir “orgazm” yaşanırken, grup ve dinleyici kitlesinden çıt çıkmıyordu. Bu sessizlik anlarında “İstanbul”un susmayan kitlesini hatırlamamak elde değildi. İstanbul ve Rich Mix’teki kitlenin farkı neydi? Bu, apayrı bir tartışma konusu olduğu için, sizin kendinizce irdelemenizi rica edip diğer performanstan bahsedeceğim.

Son olarak; festivalin açılış gecesinde Old Apparatus’un sunduğu performansın, başka bir zamanda kaydedilmiş, bazı kısımlarını Vimeo’da buldum. Grubu bilenlere anımsatma, bilmeyenlere yeni bir deneyim olsun:

Erik Skodvin: Svarte Greiner

Norveçli “Deaf Center” ikilisinden biri olan, Miasmah Record plak şirketinin kurucusu Erik Skodvin’in “müzik aletleriyle dansı” denebilecek tek kişilik performansı “Svarte Greiner”, Old Apparatus’tan sonra biraz yorucu olsa da, her zaman deneyimlenemeyecek bir performanstı. Ancak yine de salonun geneline bakılırsa yeterli ilgi ve konsantrasyon sağlanamadı diyebiliriz. Çoğu izleyici sessizce salonu terk ederken, kalanların büyük bir kısmı ise telefonlarına odaklanmıştı. Her ne kadar biz dinleyiciler ilgi kaybı yaşasak da, performansın; daha evvel New York’ta Unsound, Berlin’de Transmediale, Brüksel’de BEMF gibi önemli dünya festivallerinde sunulmuş olduğunu es geçemeyiz.

Svarte Geiner’den örnek bir kayıt:

Jacaszek:

Erik Skodvin’in ‘uyku getiren’ performansının hemen ardından Polonyalı elektroakustik müzisyen ve yapımcı Jacaszek, Alpha-ville Festivali’nin açılış galası adına, ünlü klavsen ustası Ingacy Wisniewski ve klarnet ustası Andrzej Wojciechowski ile farklı bir performans sunarak, izleyicinin düşen enerjisini yerine getirdi. Adam Mickiewicz Enstitüsü ve Polonya Kültür Enstitüsü desteğiyle gerçekleşen konserde azalan seyirci sayısı iki katına çıkarak gecenin başlangıcındaki enerjiye tekrar ulaştı.

Kalabalıkla orantılı sessizliğin içerinde, yine ilk kez karşılaştığım ve izlediğim bu yetenekli isimler, ilk karşılaşma adına, benim için “üçü bir arada” bir şans oldu, diyebilirim. Ne yazık ki elimde üçlüye ait bir performans görseli ya da videosu mevcut değil ancak performans sırasında çalınan bir Jacaszek parçasını, sanatçıyı tanımanız adına paylaşmak isterim:

Festival kapsamında Jacaszek ile yapılmış röportaja ise buradan ulaşabilirsiniz..

Yine sarhoş bir mutluluk

Konser bittiğinde beni yine sarhoş bir mutluluk aldı, gitti. Londra’dayım, Alpha-ville Festivali gibi her zaman deneyimleyemeyeceğim bir festivale muhteşem bir açılışla başlamışım… Bilmem ki ne desem… Herkesin bir gün bu festivale yolunun düşmesini dilerim!

Ayrıca; Mubi, Eylül ayını “festival haftası” olarak belirlemiş ve bazı festivallerden ücretsiz seçkiler izleme fırsatı sunuyor. Alpha-ville Festivali’nde gösterilecek bir  kısım seçkiyi buradan ücretsiz olarak izleyebilirsiniz.

written by

Cemre Ceren Asarlı 1987'de doğdu ve 5 yaşında taşındıkları Bodrum'da ilk ve ortaöğretimini tamamladı. 2005 yılında kazandığı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ndeki sinema eğitimi için İstanbul'a geldi. Hala devam eden eğitiminin yanı sıra, sinema ile ilgili değişik alanlarda gönüllü bir şekilde çalışmaya başladı. 2007 yılında başlayan festival deneyimiyle, Uluslararası İstanbul Film Festivali, Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, Malatya Uluslararası Film Festivali, Documentarist İstanbul Belgesel Film Günleri gibi birçok festivalde ulusal program, kısa filmler, konuk ağırlama, workshoplar gibi farklı alanların koordinasyonunu üstlendi. Festivallerin yanısıra birçok uzun metraj, reklam filmi ve klipte yönetmen yardımcılığı, kostüm asistanlığı işleri yaptı. Documentarist Blog, Fil'm Hafızası gibi sinemaya yönelik platformlarla film hakkında yazmaya başlayan Cemre şu sıralar kendi animasyon projesi üzerinde çalışıyor.
Related Posts

One Response to "[Alpha-ville Festival] Herkesin yolu bir gün bu festivale düşsün"

  1. GriZine | Londra’da tek başına Jon Hopkins’i beklemek says:

    [...] her şeyin “tam vaktinde” gerçekleştiğini daha evvel söylediğim üzere; The Illum Sphere de kendisine ayrılan bir saatin sonunda sahneyi terk etti. Bu süreçte [...]

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>