[El Sistema] Forza Gençlerbirliği!

Başlığa bakıp sakın ola, aylardır bütün gündemimizi işgal eden futbolda şike meselesi üzerine bir şeyler okuyacağınızı sanmayın. Gençlerbirliği’ne dair özel bir yazı da olmayacak bu. Şayet İlhan Cavcav altyapıya ülkemizde en fazla önemi veren başkan olsaydı o zaman kendisinden daha fazla bahsedebilirdik. Ama bu kadar bile yeter ona. Çünkü bu yazıda asıl sözünü etmek istediğimiz şey, genç müzisyenlere verilen önemin sonuçları olacak…

Gustavo Dudamel by Şelçuk Şamiloğlu

Ülkemizde daha çok dünya güzellik yarışmalarında aldığı birinciliklerle bilinir Venezüella. Bir de 2000′li yıllar itibariyle Amerika’ya bile çekinmeden kafa tutan başkanı Chavez ile ilgili haberler aracılığıyla bilinir. Oysa Temmuz ayının ortalarından itibaren şefliğini Gustavo Dudamel’in yaptığı Venezüella Simon Bolivar Senfoni Orkestrası dolayısıyla hem daha sık, hem de bambaşka bir konu dolayısıyla anılır olmuştu. Zira, Venezüella Simon Bolivar Senfoni Orkestrası, İKSV’nin düzenlediği bir organizasyonla, Haliç Kongre Merkezi’nde 8-9 Ağustos tarihlerinde vereceği iki gecelik konserler dizisi için İstanbul’daydı. İlk geceyi denkleştiremesek de ikinci geceyi yerinde gözlemledik.

Her ne kadar iki gecelik bir konser dizisi olsa da, İKSV ve Venezüella Simon Bolivar Senfoni Orkestrası konserden önceki haftasonu da İstanbul’da çeşitli etkinlikler düzenlediler. Galata’da Kuledibi’nde Sulukule Orkestrası’nın performansının izleyicileri arasındaydılar…

İkinci gecenin başlamasından önce, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı yaptığı konuşmada; El Sistema’nın kurucusu şef Jose Antonio Abreu’ya önceki gün taktim ettikleri Yaşam Boyu Başarı ödülü’nü kabul etmesinden dolayı teşekkür ederek, Abreu’yu son gecenin izleyicileri huzurunda bir kere daha kutladı.

Burada kısaca El Sistema’dan bahsetmek gerek. 1975 yılında Venezüella’da piyanist besteci Jose Antonio Abreu’nun başlattığı ve kendisinin deyimiyle “yoksulluk ve suçla mücadele eden sosyal bir sistem” olan El Sistema, şu an dünyada klasik müzik adına gerçekleştirilen en önemli projedir. 1975′ten bu yana, farklı politik görüşlerden 10 farklı yönetimin desteğini alatak bugünkü hayranlık uyandıran konumuna gelen El Sistema, tamamıyla devlet ve bağışçıların destekleriyle yaşatılan ve Venezüellalı, yoksul fakat müzikal yetenekli çocukların eğitimi olarak özetlenebilir. El Sistema, bugün 280 müzik merkezinde 15 bin eğitmeni ile 350 bin gence ulaşan, bünyesinde 150′yi aşkın gençlik, 70 çocuk ve 30 senfoni orkestrası barındıran geniş çaplı bir sosyal sistemdir.

El Sistema tarafından müzik eğitimi verilen gençlerin oluşturduğu bir orkestraydı iki gece İstanbullu müzikseverlere konser veren orkestra. Yaşları 12-26 arasında değişen 200 müzisyenden oluşan ve eski adı “Simon Bolivar Venezüella Gençlik Orkestrası” olan Simon Bolivar Venezüella Senfoni Orkestrası, son yıllarda bilhassa Avrupa’da “Dudamania” olarak anılan son dönemin en ses getiren şeflerinden Gustavo Dudamel’in şefliğinde ve 120 kişilik ekip sahnedeki yerini aldı.

İlk gecede repertuvarına aldığı Çaykovski’li programda estirdiği Rus romantizminin aksine, ikinci gecede nispeten daha tempolu ve hareketli bir repertuvar hazırlamışlardı. İkinci gün programı; Ravel (Daphnis ve Chloe Suiti No. 2), Evencio Castellanos (Santa Cruz de Pacairigua, Senfonik Suit), Carlos Chavez (2. Senfonu, Singonia İndia) ve Stravinsky (Ateşkuşu Suiti)’den oluşan ikinci gün programında başlandı.

Daha önce düzenlediği basın toplantısında; “Benim elimde onlar gibi bir enstrümanım yok ki, neden tek başıma selamlayayım?” cümlesişyle Dudamel; hem neden kürsüden inip orkestranın arasında seyircileri selamladığını açıklıyor hem de insanı hayran bırakan tevazusunu bir kere daha gösteriyordu. İkinci gün de her parçanın bitiminde kürsüsünden inip, orkestrasının arasında izleyicileri selamlayan Gustavo Dudamel, ayrıca bölümlerde ağırlığı olan enstrümanları ve solistleri tek tek seyirciye alkışlattı.

Büyük sürpriz ikinci geceye saklandı

Konserin normal programı sona erdikten sonra 15 dakika ayakta alkışlanan Gustavo Dudamel ve orkestra dillere destan sürprizlerini ikinci geceye saklamışlardı. Bilindiği gibi, bu kadar disiplinli ve ciddi bir işe biraz neşe ve Latin ruhunu kadarak renklendiren orkestra konserlerinin özel bölümlerinde son derece hareketli bir program sunuyor genç orkestra.

İkinci gecede programın sonuna eklenen bis’te bütün orkestra Venezüella bayraklarından hareketle tasarlanan Sarı, Lacivert, Kırmızı renkli eşofman üstlerini giyerek Haliç Kongre Merkezi’nde Latin rüzgârı estirdiler.

Jesus Parra by Şelçuk Şamiloğlu

Hareketli mambo parçalarının orkestral düzenlemelerinde asıl sürpriz ise orkestranın şefleriydi. Çünkü şef Gustavo Dudamel, kulisten ilk çıktığında yanında 16 yaşındaki öğrencisi Jesus Parra vardı. Orkestraya ilk şarkıda Parra şeflik yaparken, izleyiciler hem orkestranın ilerideki şefine, hem de ileriki yıllarda gerçekleşmesi muhtemel ‘Parramania’ya tanıklık ediyorlardı.

Bütün orkestra soldan sağa hareket ederken, kemanların koltuk kapmaca oynaması ve ritm aralarında hep bir ağızdan “Bravo” diye bağırmaları seyirciyi coşturmaya yetti de arttı bile.

Rock konseri gibi bir final

Bis’in ikinci bölümünde ise yine genç bir şef ve Dudamel’in öğrencisi olan Manuel Jurado kürsüdeki yerini aldı. Saç stili ve giyimiyle adeta rock starları andıran Jurado, en az orkestra kadar hareketliydi ve orkestranın seslendirdiği mamboya bütün vücuduyla eşlik ediyordu.

Bilinen bir gelenektir; rock konserlerinde adet olduğu üzere, konser sona erdikten sonra davulcunun bageti, gitar penaları veya solistin kıyafetleri seyircilere fırlatılıp, gece ölümsüzleştirilir. Orkestra ikinci gece verdiği konserin bis bölümünde üzerine giydiği Venezüella bayraklarını, konser sona erdikten sonra seyircilere attı. Dakikalarca ayakta alkışladığı orkestrayla, fuayede de karşılaşan seyirciler merdivenlerde de dakikalarca alkışladılar.

Konser süresince Dudamel’in her yeni parça için sahnedeki yerini aldığı sırada bütün orkestranın yüzü gülerken, hepsinin onun gözlerinin içine bakıyor olması belki de gecenen en etkileyici tanıklıklarıydı. Çünkü herhangi bir müzisyene yaptığı şakanın ardından, onun diğer arkadaşları kendisinin ne kadar şanslı olduğunu dile getirircesine yanına gidip şakanın devamını getiriyorlardı. Bis bölümlerinde önce seyircilerin arasında, sonra ikinci piyanoya oturan Dudamel, öğrencilerinin başarılı performansını yine mutluluk içinde izlerken, öyle asık suratlı bir öğretmen gibi değil, en az onlar kadar heyecanlı ve hareketli bir şekilde takip ediyordu bütün koreografiyi. Konser sona erip, yüzümüzde bir tebessümle evimizin yolunu tuttuğumuzda aklımızda, sadece bizim El Sistema’mız ne zaman olacak düşüncesi vardı. Haliyle bunu gerçekleştirebilmiş olanlar için üç kere Forza Gençlerbirliği, demek boynumuzun borcuydu…

Merak edenlere not: Konserin sonunda orkestranın izleyicilere attığı Venezüella hırkalarından birisi bu satırlar yazıldığı sırada omzumdaydı.

written by

1981 yılında Ankara'da doğmasının dışında Ankaralı olmamasıyla biliniyor. Okur/yazarlığı bir meslek olarak sürdürüyor. İlk ve ortaöğrenimini Eskişehir'de tamamlayan Çevik, 1999'dan beri İstanbul'da yaşıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimi görürken, sosyoloji, sanat tarihi, tarih, mimarlık, resim bölümlerinden arkadaşları sayesinde gizli gizli bu bölümlerde derslere girdi. 2002 yılından beri ulusal bir gazetede kültür sanat muhabirliği yapıyor. Son yıllarda arkadaşlarının tahriki ve tavsiyesiyle müstakil yazı ve röportajlarını bloglarında paylaşıyor. Blogları için özel söyleşiler gerçekleştiriyor. Oynakbeyi olarak başladığı bloggerlık kariyerini farklı içerikli dört blogla sürdürüyor... Bunlar oynakbeyi.com birparagraf.com resimlihayatansiklopedisi.com
Related Posts

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>