[Paul Auster] Sunset Park
Brooklyn sokaklarının, New York’un keyfinin ve gerçekliğinin en güzel tarifi ancak O’nun elinden, kelimelerinden çıkar. O, New York’u Manhattan’ın yükselen gökdelenleri ya da pahalı mağazalarının olduğu caddelerinden anlatmaz. Ya bir parktasınızdır Brooklyn’de ya bir coffee-shop’ta ya da köhne ama şirin bir semtin metro istasyonunda. Paul Auster’dan bahsediyorum. O ve O’nun New York’undan. Brooklyn özlemden olacak bu uzun girizgahı mazur görün. Konumuz Sunset Park. Yani Amerika’nın en önemli roman yazarlarından Paul Auster’ın son romanı.
Kitabın karakteri Miles Heller. Florida’da kredi borçları yüzünden evlerine el konuşanların evini boşaltmaktan mükellef bir firmada çalışan, her gittiği terk edilmiş evde geri kalan eşyaları, başkalarının anılarını fotoğraflamayı kendine dert edinmiş bir adam. Yaşı 18’i geçmemiş genç sevgilisi ile geçiriyor günlerini. Aile ilişkileri zayıf. Anne ve babası o küçükken boşanmış. New York’un varlıklı ailelerinden briinin çocuğu. Anne Holywood starı olmaya çalışan bir aktris, baba önemli bir yayınevi sahibi. Miles çocukluğunda onlarla yaşamış. Üvey kardeşinin talihsiz bir kazada ölümünden sonra ailede işler karışmış. O da basıp Florida’ya gitmiş. Ardından bir not bile bırakmadan. New York O’nun şehri.
Bir gün, aradan 7 yıl geçtikten sonra geri dönme kararı verir Miles Heller. Arkadaşı Bring Nathan’ın yanına, Sunset Park’a, yani Brooklyn’in yoksul semti Sunset’teki büyük mezarlığa bakan, sahipleri tarafından terk edilmiş bir evde yaşayan arkadaşının yanına yerleşir. Evde birbirinden farklı ve şenlikli, her birinden ayrı bir roman yazabileceğiniz Alice – PEN Amerika Merkezi’nde çalışıyordur- ve Ellen -genç bir ressamdır- karakteri ile birlikte yaşamaktadırlar. Arkadaşı Bring ise küçük bir dükkanda daktilo ve telefon tamiri ile uğraşmakta, akşamları müzik yapmakta olan New York’un bilindik alışıldık ‘yarı zamanlı’ sanatçılarındandır. Onları biraraya getiren, bu terkedilmiş evde izinsiz yaşamaya iten Amerika’daki ekonomik kriz de denebilir.
Roman, Miles karakterinin kendinden yaşça küçük sevgilisi olan, başlarda çok da farkında olmadığı aşkı, kendi hırslarından arınmış bir hayat sürerken O’nun başarısı için hırslanması, New York’a geri dönerek ailesi ve dolayısıyla geçmişi ile hesaplaşması üzerine bir romandır. Evin içindeki diğer karakterler aslında New York’ta yaşasanız hep karşınıza çıkabilecek hani hep örneği verilen Bring’dekine benzer gündüz garson akşam müzisyen tipi karakterlerdir. Her birinin bu dünyada olmak istediği bir yer ve mücadelesi vardır. Bu mücadelenin yanına ilişkilerinde yaşadıkları dertler, birbirleri ile olan sıkıntıları ve üstüne bir de bu sığındıkları evden atılma derdi eklenir. Miles’ın etrafında dönen hayat kendi hayatı kadar rutininde ve diğer taraftan karışıklığındadır.
Paul Auster’ın son dönemde eskiye nazaran düşüş gösteren yaratıcılığı ve sıradanlığından dem vurur bazı eleştirmenler Sunset Park ile. Okurlarının bazıları için hızlıca bitirilmiş bir roman, kimilerine göre öncekilerden farklı bambaşka bir Paul Auster’dır okudukları. Bazılarına göre ise dehanın her zamanki başarısın devamında bir romandır. Bence yine muhteşem karakter yaratcılığı, hikaye örgüsü, detayları ile yine bir Paul Auster harikasıdır. Herkesin bir New York Üçlemesi esrarengizliği beklenmemelidir.
Ekonomik kriz, sıradan hayat, geçmiş, hayata anlam katan maddi ve manevi değerler basitçe romanın kendisidir. Kesinlikle okumaya değerdir.





Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!