[Wye Oak] Kime Niyet Kime Kısmet!

Flèche d’Or‘daki en enteresan akşam. Şöyle ki, Wye Oak dinlemek niyetiyle çıktığım yoldan bambaşka bir grup tanıyarak döndüm. Pek de hoş oldu. Hikayesi de aşağıdadır.

Evden çıkma günüm. Eşyalar toplanmış benimle birlikte, anılar saçılmış odaya her yere modunda, nem oranı %200′lere varan (hissi olarak elbet) bunaltıcı bir öğleden sonra, dudaklarımdan “Yağsa da kurtulsak!” cümlesi dökülüveriyor. Telefonum çalıyor, bakmıyorum. Yine bankadan şuradan buradan reklamlar gelmiştir diyorum. Anahtar teslimimi yapıp yollara dökülüyorum, ve saire.

Haliyle, normalde 19.30′da ok gibi vardığım yoğun Flèche d’Or gününü “Ana grup geç çıkar abi” mantığıyla ilk kez 1 saat kadar savsaklıyorum.

İlk dinlediklerim, bir örnek giyinmiş; şortlu, 80li yıllar figürleriyle dans eden 2 tane geri vokal ve de cayır cayır bağırıp dans eden enstrumanlı 5 tane genç adam. Geri vokallere baktıkça kendimi tutamamaktan, çellocuyla solistin ve gitaristin zıplayıp bağırmalarına kadar hemen seviveriyorum Kakkmaddafakka‘yı. Solistin “Burada çalmak aynı Finlandiya’da saunaya girmek gibi. Biliyorsunuz biz Norveçli’yiz.” demesinden sonra üstlerini çıkarmalarıyla bir an her şey anlamını buluyor: işte yine kuzey insanı! Utanmasam “toprağım” diyeceğim.

Karmaşık olmayan ses altyapılarıyla, 80lere hafif espritüel göndermeler yapan, basitlik açısından 3 nota bazlı akılda kalıcı ilk elektronik müzik denemeleri gibi keyifli, eğlenceli ilerleyen dinleme faaliyeti, sahnedeki 7 adamı izlemenin yanında zaman zaman ikinci planda kalabilse de, “Öteki türlü canlı performans nedir ki?” sorusunu akla getiriyor. Ne de olsa her zaman stüdyoya oranla seste sorun çıkması muhtemel. Kaldı ki bir klasik müzik konserinde bile tüm kalıplaşmış sahne adetlerine rağmen istenirse müzisyenin enerjisi salona yayılabiliyorken, diğer konserlerde beklenti daha yüksek boyutlara ulaşıyor. Bu husustaki en büyük hezimetim de 7 Eylül 2007/İstanbul Tool konseridir. Nokta.

Kakkmaddafakka milleti dağıttı, soyundu dökündü sahneden indi. Ben hala Wye Oak beklemekteyim. Team Ghost adıyla Fransız bir nu-metal -diyebilirim- grubu çıktı. Mod düştü. Pek içliydiler. Elektrisk Gønner turuncu kapüşonlarıyla sahneyi aldılar. Biri kadın biri erkek 2 solist ve 1 klavyeciden mürekkep grup, klavyecinin “Alkış!” gibi emirler yağdıran pankartlar kaldırması, erkek solistin aniden sahne dışına zıplayarak herkesle dans etmeye çalışması, yer yer kolunu omzuma atıp şarkı söylemesiyle antipatimi topladı ve nefes almak için onları orada bırakıp müzikholün dışına çıktım. Bir de ne göreyim! Kakkmaddafakka demleniyorlar. Yanaşıp grubun kurucu Vindenes kardeşlerinden çellocu Pål Vindenes‘e “Siz çok iyiydiniz de sahnedekiler çok can sıkıcı.” dedim. O da “Onları izlemiştik daha önce de. Bilmem fena değiller gibi.”dedi. “Nisanda Finlandiya’daydım ama sizin oraya gelemedim, aklımda.” dedim, “Ben hiç Finlandiya’ya gitmedim, yarı İsveçli’yiz.” dedi. Şaşırdım ama aslında şaşırmamam gerek, ben de bir çok komşu ülkeyi görmedim neticede ama onlar için uluslararası geçişler daha kolay ne de olsa… “Sen nerelisin?” filan diye sorunca “Hiç Türk grup bilir misin?” dedim “Hayır hiç duymadım ama Suriyeli bir adam var çok iyi o.” dedi. Ben de ona Türkiye’de yapılan iyi müziklerden örnek yollayacağıma söz verdim. Vindenes Kardeşler’le de bir fotoğraf çektirdim ki bu sohbet layığını bulsun. Adamlar Google Çeviri ile çevirip okuyabileceklerini söylediler.

Elektrisk Gønner sahneden inince bir ortalık toparlanır gibi oldu. İlerleyen saat de garibime gitti zaten. Barmene sordum “Wye Oak nerede?”o da bana demedi ki “Yıkanmaya derede.”, meğer en önce onlar çıkmışlar. Program değişmiş ve saire.

“Yağsa da kurtulsak!” feryadım işe yaradı ve Vendenesler’le konuşurken ıslanmaya başlayıp metroya koşarken sucuğa döndüm. Telefona gelen gereksiz mesaj silsilesi içinde de konser saat değişikliğinin bildirilmiş olduğunu fark ettim çok sonraları. Ama açık biçimde yazmamışlar.

Velhasıl Paris’te benim cephemden en son bunlar vuku buldu: taşınma telaşı, bir kaç güleryüzlü Norveçli sürpriz adam ve de sağanak yağmur..

written by

Ilgın Deniz, geçen yüzyıl başında İstanbul'a yerleşip adlarını Akseloğlu koyan topluluğun 88 mayısında yine burada doğan son üyesidir. 2006'da Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne girer, okul malum 6 yıldır, o yüzden halen de oradadır. Küçük yaşından beri bir şekilde hiç bırakmadığı tek şey yazmaktır. Ergenlik döneminde ağır bir rocker iken elektro gitara parası yetmediği için edindiği klasik gitar sebebiyle iki yıl kadar bir süre klasik müzik eğitimi almıştır. Ama sonunda dinlemeyi daha çok sevdiğini anlamıştır. Muhtelif yerlerde ve şekilde yazı, düzenleme ve çevirileri çıkmıştır. 2006 yılında fotoğrafla ilgilenmeye başlamış, bir fotoğraf basım atölyesinde staj yapmış ve 2010'da blog açıp fotoğraf üzerine karalamaya başlamıştır. Mütemadiyen gitmek ister, gezmek de bunun yanında gelir; yer değiştirmeyi değil seyahat etmeyi sevdiğinden gemi ve tren tercihidir. Çıldır Gölü'nü kışın da görmek, Sibirya Ekspresi'nde yol almak sabırsızca beklediklerinden.
Related Posts

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>