Maruz bırakıldık!
İstemeden de olsa kafanızı karıştıracak bir yorum olacak, “Fail-i Müşterek” hakkında anlatacaklarım. Bolca duygusal bir yazı olduğunun farkındayım, ama çok da umurumda değil. Yazı bittiğinde kafanız gerçekten karıştıysa, “İnsanı insana kolonla anlatan tiyatro” Kumbaracı 50’de Fail-i Müşterek’i görmeye hazırsınız demektir. Sezon boyunca Kumbaraci 50’de. Türkiye’de gezmek niyetinde…
İzlediğiniz ya da izleyeceğiniz şey, bir tiyatro oyunu değil. Bir performans diye tanımlanabilir. Ya da maruz kaldığınız “siz”. İnsanı insana kolonla anlatan tiyatro Kumbaracı 50’de izlediğim “Fail-i Müşterek”ten çıktığımda tam da dediğim buydu: “Maruz bırakıldık!” Hergün kaçtığım, kanal değiştirip yetenek programlarına kafamı gömdüğüm, polis güvenlik bantlarının arkasından baktığım cinayetleri, televizyondan ya da internetten görüp vah dediğim saldırıları, bir kenara konmuş bombalardan kendimi bir dükkana, sosyal medya “beğendim”lerine, “katılacağım”lara attığım bir gerçekliğe 2 saat boyunca maruz bırakıldım.
Fail-i Müşterek Altıdan Sonra Tiyatro’nun geçen sezon ilk defa sergilediği bir oyun. Ciddi bir belgesel araştırmanın sonucu, barkovizyon görüntüleri, özgün müzik ve işitsel tasarımı, tek kişilik bir performans ile sahnede.
Önce, ellerini izlediğimiz kişiler geliyor barkovizyon görüntüsünde karşımıza. Sonra anlatmaya başlıyorlar: 80′ler, o dönemde yaşananlar, bugünden Hrant Dink’ler, Ogün Samast’lar, 98 depremi, yetenek programları… Onlar sıkıla sıkıla konuşuyorlar. Barkovizyonda Türkiye Tarihi ve gerçekliğinden tanıdık simaları, anları izliyoruz sonra. Arada da Yiğit Sertdemir başarılı oyunculuğu ve inancıyla kısa performanslar sergiliyor. Oyun sonrasındaki konşuşmada anlattığına göre, uzun süre Kumbaracı 50′de uyuduğu, diğer tüm ekibin yaptığı araştırmalardan ve röportajlardan da yola çıkarak oyunu yazarken, sadece onun değil, bütün ekibin sinirlerinin bozulduğu, “iptal” oldukları günler olmuş. “Mesela…” diyor, “ceset torbalarının geldiği gün hepimiz mahvolduk. O gün hiçbir şey yapılamadı…”
Televizyondaki yetenek yarışmasına katılan, Bizim Aile filmindeki etkileyici “Sen mi büyüksün? Ben büyüğüm!” diyen Yaşar Usta canlandırmasıyla çılgına dönen yarışmacı, hayatımızı kaplayan bu yarışmalar, sessiz sözsüz en etkileyici episod olma ünvanını tarafımızdan kazanmış, çevirdiği polis bantlarının içinde etrafında kırmızı karanfilleri ve mumların ortasında pozisyonunu arayan öldürülmüş adam, bu sırada alttan sakin sakin kulağınıza çalınan Sezen Aksu’nun dillendirdiği Metin Altıok’ın Kavaklar’ı…
“İklim değişikliği, kadın, deprem felaketi, çocuk mahkemesinde yargılanmış koca bir adamın geleceğindeki bir televizyon programı, asılan, “ibret” ilan edilen gençler…” diye uzayan bir liste… Ellerini ovuşturan, sıkıntıyla birbirine kenetleyen, hayata karşı umudunu kaybetmemiş gerçek sizler, benler…
Oyunu izlerken karanlıkta oturduğunuz koltuktan kalmak isteyebilirsiniz. Duyduğunuz sesler, arada farkettiğiniz kafasına siyah bir torba geçirilmiş adamı, orada bir insanı farkettiğinizde, cesedinin pozisyonunu çizen adamın güvenlik bantlarını çözüp gözünüzün içine bakarak sizin de orada yatan faili meçhul bir ölü olabileceğinizi hatırlattığında; nefret edebilir, sinirlenebilir, oyundan çıktığınızda mahvolmuş hissedebilirsiniz. Umarım öyle hissedersiniz, yoksa her şey boşa gitmiş olur.
Hiçbir yere kaçamadan, hiçbir televizyon dizisine, filmine, programına sığınmadan iki saatliğine siz de bir yere ama naif bir şekilde kapatılıp, gerçeklerle yüzleşmek zorunda bırakılsaydınız, siz de bu kadar duygusal kaleme alırdınız içinizdekileri ve anlardınız ne demek istediğimi. Tiyatro hayatın aynası falan değildir. Zaten bu da bir tiyatro değildir.









[...] This post was mentioned on Twitter by Grizine, Grizine. Grizine said: Biz tüm bunlara hayatımız boyunca "Maruz bırakıldık!" http://ow.ly/3nTZN [...]
[...] Fail-i Müşterek, Altıdan Sonra Tiyatro. Uzun süredir izlenen en ‘dokunan’ oyun. Burada hissiyatımızı aktarmıştık. [...]
[...] güvendiğimiz Kumbaracı50’den geçtiğimiz sezon da izlediğimiz ve ‘maruz bırakıldığımız‘, “Fail-i Müşterek” göz göre göre, inatla sürdürülen müthiş suskunluğumuzun, [...]