Efterklang’ın yeşil hırkasını geri verir misiniz lütfen?
Casper Clausen, Mads Brauer, Thomas Husmer, ve Rasmus Stolberg dörtlüsünün temelini oluşturduğu Efterklang, bundan tam 1 sene önce 29 Aralık 2009’da Indigo’da sahne aldığında, İstanbul’un kuzey müziğine duyduğu hayranlık karşısında haklı sevinçlerini ve şaşkınlıklarını gizlememişti. Babylon da, gruba olan yoğun ilginin farkında olacak ki 27 Kasım Cumartesi akşamı kendilerini bir kez daha İstanbul’da ağırladı. İstanbul aynı zamanda, grubun 2010 başında yayımladığı 3. stüdyo albümleri Magic Chairs albüm turnesinin önümüzdeki hafta gerçekleşecek Rusya ve İsveç ayağı öncesi sondan 3. durağı niteliğini taşıyordu.
Uçuştaki rötar sahneye 30 dakika gecikme olarak yansıdı. Babylon’daki önemli kalabalığın (üst katta ayakta 3 sıra vardı) sabırsızlandığı dakikalarda Casper Clausen, son albümleri Magic Chairs’in “flagship”i Full Moon ile mekanı aydınlatmaya başladı. Hemen arkasından gelen Alike, son albüm ağırlıklı bir setlist’in habercisiydi.
Geçen seneki Efterklang performansından aklıma kazınan üç şey vardı: Uzun boylu Danimarkalıların giydiği skinny ve kısa paçalı pantolonlar, Casper’ın sık sık 2 parmağıyla yaptığı izci işaretine benzeyen selamlamaları ve yine Casper’ın, Thomas Husmer ile iletişim halinde çaldığı davul ve zilden oluşan perküsyonu. Ve ne mutlu ki cumartesi akşamı tümünü Babylon’da tekrar izleyebildik.
Mekandakilerin yoğun olarak istediği ilk göz ağrısı Tripper’dan Step Aside’a gelmeden önce, grubun yine son albümden sahaya sürdüğü ilk 11’in ileri ikilisinden biri olan Me Me Me The Brick House geldi. Hemen bir kayıt sonrasında ise Step Aside ile tüm dinleyenlerin huzur dolu gecesi bir kat daha güzelleşti.
Efterklang davulcusu Thomas Husmer, trompet ve vokallerle şahsen beni müzik konusunda imrendiren bir şahsiyet. Efterklang’ın bir diğer esnekliği ise, farklı müzisyenlerden destek alarak bu kişileri turnelerine dahil etmesi. Bu konserde gruba destek veren iki isimden biri trombonu ve vokalleriyle Niklas Antonson, diğeri ise bir başka multi-instrumentalist Oregon’lu Heather Woods Broderick’di. Broderick, grubun son albümü Magic Chairs’daki birçok kayda piyanosu, flütü ve solunum yollarımızı açan vokaliyle destek verdi. Cumartesi gecesi, Babylon sahnesinin en kısa boylusu olmasına rağmen en dikkat çekenleri arasındaydı. Bu arada hatırlatalım; kendisi, ünlü besteci Peter Broderick’in kız kardeşidir ki Peter da keman ve diğer enstrümanlarıyla desteklediği grubun “beloved live-band üyeleri” arasındadır.
Konser öncesi, dinlemeyi umduğum 3 kayıt vardı: Caravan, Modern Drift ve Natural Tune. (Hatta Modern Drift ve Natural Tune için kendilerine tweet atmışlığım da var. Malum, peçetenin yerini sosyal medya aldı.) Sahnedeki 6’lı, Step Aside ile önceki albümlere geçiş yapmışlarken araya bir Caravan sıkıştırdılar. (Bu kaydın müdavimleri için Efterklang’ın Danimarka Oda Orkestrası ile verdikleri Parades perfomanslarını özellikle tavsiye ederim.)Clausen hızını alamayınca…
Casper Clausen, konser boyunca o çok sevdiğim izci selamına benzer dansını sıkça yaptı. Bu hareket Danimarkalılar için özel bir anlam ifade ediyor mu bilmiyorum. En azından Kopenhag’da böyle bir selamlaşmaya hiç rastlamadım. Bunun yanında, Casper Clausen, hemen hemen her kaydın sonunda mütevazi bir şekilde gülümseyerek bizlere teşekkür etti (üst kattakilere de ayrıca teşekkür etti). Sanki 1 senedir biz onu değil de o İstanbul’u bekliyormuş gibi bir hissiyata sahipti kendisi.
Clausen, mikrofonunun altına kurduğu tek davul ve tek zilden oluşan mini perküsyonu ile seslendirdiği tüm kayıtların heyecanını seyirciye aktarabiliyor. Yalnız, cumartesi akşamı bu davul-zil ikilisi kendisini pek kesmedi. Ara sıra Thomas Husmer’in davuluna sulandı. O da yetmedi, sahne kenarındaki ses sisteminin üzerine çıkarak Babylon’un üst katının metal parmaklıklarında bagetlerini konuşturdu. Hatta bir ara, ona özenen ve sadece bas çalması gereken Rasmus Stolberg, aynı yöntemle üst kata çıkarak bir süre buradaki dinleyenlerin arasında gezindi.
Grup tekrar sahneye çıktığında “İzlandik” bir kayıt olan Cutting Ice To Snow’u dinledik. Babylon’dan çıktığımda ise Mirror Mirror halen ağzımdaydı. Efterklang, İskandinav ve Danimarka bağımsız müziğinin geldiği ve gideceği noktayı 1 saatten biraz daha uzun bir süre içerisinde özetledi. Ayrıca grup, İstanbul’a hayran kalmasına kaldı ama bu durum Casper’ın en sevdiği yeşil hırkasının kaybolmasına(!) sebep oldu. Kendisi twitter’da hırkasını alanı tandığını söylüyor.
Bu arada, İstanbul’un 2010 ve 2011 müzik programı gerçekten dikkat çekiyor. Geçtiğimiz senelere kıyasla 2000 ve sonrasında icra edilmeye başlayan müziğe ilgi artıyor. Amsterdam’daki Paradiso ve Melkweg ikilisini her zaman, Avrupa’nın önemli aktarma merkezleri olarak görmüşümdür. Böyle giderse, Salon İKSV ve Babylon önemli birer son durak olacak.
Efterklang İstanbul 2010 from isthishappenin on Vimeo.







Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!