Bir gün siyah kırmızıyı yutacak
Donmar Warehouse tiyatrosu hakkındaki ayrıntılı bilgileri Donmar Warehouse Sahnesi’nde Orta sınıf Bunalımları başlıklı yazıda vermiştik. Böylece birbirinden şahane oyunların sergilendiği bu tiyatro ile ilgili daha fazla yazmadan oyuna geçebiliriz.
Donmar Warehouse, bildiğimiz üzere yeni yazılmış metinlere çok düşkün. Bu gelenek John Logan imzalı Red / Kırmızı oyununda da bozulmuyor. 1961 doğumlu John Logan, Amerikalı bir prodüktör, senaryo ve oyun yazarı. Meraklıları bilir, kendisi Gladiator, The Last Samurai ve The Aviator gibi birçok başarılı senaryonun yazarı, 2 Oscar adaylığına ve sayısız ödüle sahip bir sanatçı.
Oyunun yönetmenliğini Donmar’ın artistik direktörü Michael Grandage yapmış. Kendisi oyuncuyu ve oyunculuğu merkeze koyan yönetmenlik tarzı ile biliniyor. Özellikle adı anılması gereken bir diğer sanatçı ise eserin tasarımcılığını üstlenen Christopher Oram. Dekor bu kadar sade iken nasıl bu kadar etkileyici, çarpıcı olur diye sormadan edemiyor insan kendine. Sahnenin arka duvarı dev bir tuval. Oyuncuların kimi zaman boyadığı resimde ise yalnız iki renk var: Kırmızı ve siyah.
Oyun, Londra’daki serüvenin ardından aynı kast ve yönetmenle Broadway’e, New York’taki John Golden Theater’a geçiyor. Red, En İyi Oyun da dahil olmak üzere 6 Tony Award sahibi. Red’in Broadway’de kazandığı diğer ödüller arasında, 2010 Tony Award En İyi Yeni Oyun, 2010 Tony Award En İyi Oyun Yönetimi, 2010 Tony Award En İyi Performans (Eddie Redmayne), 2010 Tony Award En İyi Sahne Tasarımı, 2010 Drama League Award En Iyi Performans (Alfred Molina) bulunuyor. Oyun, Londra’da ise, 2009 Critics’ Circle Award En İyi Dizayn: (Christopher Oram) ve 2010 Olivier Award Yardımcı Rolde En İyi Performans: (Eddie Redmayne) ödüllerini kucaklıyor.
1959’da, zamanının ünlü ressamı Mark Rothko’nun Manhattan’daki stüdyosunda geçiyor Red. Mark Rothko (1903-1970), Letonya doğumlu bir Amerikalı. Oyunda da Alfred Molina tarafından karakteri biraz huysuz olarak çizilen Rothko, soyut expresyonist olarak tanımlanmasına rağmen bu tür sınıflandırılmalara sokulmaktan son derece rahatsız olmuş ve hatta resimlerinin soyut olduğunu bile reddetmiş. Sanatçının eserlerini görüp de kendisine katılmak maalesef pek mümkün değil.
Oyuna dönecek olursak, sahne Mark Rothko(Alfred Molina)’nun, duygusal ve tutkulu yeni asistanı Ken (Eddie Redmayne) ile tanışmasıyla başlıyor. Birçok eleştirmen Ken’i canlandıran Eddie Redmayne’i genç kuşağın Mark Rylance’ı olarak tanımlıyor. Hikaye, iki senelik bir kesiti seyirciyle paylaşıyor. Olay akışı, tarih dizgesi ve hikaye ressamın gerçek hayatı ile birebir. Rot
hko, döneminin posh-lüks mekanı Seagram Building’in içinde yer alan Four Seasons Restaurant’ın dekorunu oluşturacak resimler yapması için, rekor bir fiyata anlaşıyor. Mekan için resim çalışmalarını yaptığı sıralarda ressam, tamamlanma aşamasında olan restoranı görmeye gidiyor, yemek bölümünü gösterişli ve resimlerinin sergilenmesi için uygunsuz buluyor. Projeye devam etmeyi ve yaptığı resimleri vermeyi reddeden ressam, anlaşmayı fes ederek resimlerinin orda sergilenmesine engel oluyor. Gerçek hayatta Rothko’nun neden fikir değiştirdiğine dair çok kesin bilgiler bulunmuyor, ressam bu konuda herhangi bir yorum yapmaktan kaçınmış. Ancak John Logan, yaptığı kusursuz Rothko analizi ile en olası nedenleri Molina’nın ağzından seyirci ile paylaşıyor. Ticaret sanatla ne derece yanyana durabilir? Ticaret sanat için destek midir yoksa bir tehdit mi? Sanatçı, sanatını kimlerle paylaşmaya gönüllü olabilir? Sanatçı için bu konuda bi seçim hakkı sözkonusu mudur?
Bir diğer yandan asistan Ken’in varlığı Rothko’ya, yaklaşan yeni sanat anlayışının önlenemez gelişimini ve eziciliğini hissettirmektedir. Bu yeni anlayış ile Rothko’nun doğru bildiği sanat ve tüm tanımlar hükmünü yitirecektir. Öyle ki, Rothko yaptığı kırmızı-siyah tuvalin önünde şöyle der: “Şu hayatta bir tek korkum var arkadaşım. Bir gün siyah kırmızıyı yutacak”. Rothko’nun; dönemin yeni sanat anlayışına karşı duruşu, tüm bunalım, güvensizlik ve kibiri öyle ustalıklı bir şekilde harmanlanmış ki seyircinin tüm çelişkiler içinde taraf tutması bir şekilde engellenmiş.
Rothko’ya içten bir saygı ve yapmak istediği yenilikçi/modern sanata tutku ile bağlı olan Ken, bu psikolojik baskı içinde inandıkları uğruna savaşabilecek midir? Sanat nedir? Nasıl niteliklere sahip olmalıdır? Ya da bir takım niteliklere sahip olması gibi bir zorunluluk gerçekten var mıdır?
Oyunculuklar hakkında söyleyecek birşeyler bulmakta hayli zorlanıyor insan. Hem bir Donmar oyunu olması hem de Michael Grandage imzası taşımasının yanında, yukarıda sıralanan ödüller benim adıma da çok şey söylüyor. Oyun boyunca, birçok farklı boyutta sanatı ve kendi doğrularını tartışan bu iki yetenek küpü aktörü, tüm kırılganlıkları ile izlemek tarifsiz bir keyif.
Çok yaşa Donmar…






Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!